Elbette, her şeyin alıcısı var ama eve getirdiğin bozuk sütü bile açtığında anlar ve atarsın. Bu insanlar için de geçerli. Er ya da geç neye hizmet ettikleri ortaya çıkar. Muhalif gözüken siyasetçiler gibi. Bir de onları normalleştirmeye çalışan, muhalif olduğunu iddia eden gazeteciler var. Bu tipler bugüne kadar iktidar medyasında yer bulamamışlardı. “Bulamamışlardı” diye özellikle söylüyorum, zira bulsalardı çoktan bir köşe başında oturuyor olurlardı. Dertleri makam ve makamın verdiği imkanlar. Başta olmanın, yönetmenin dayanılmaz hafifliği. Gün onların günü. Zira medyanın yüzde doksanını elinde bulunduran iktidar, buna rağmen etkili bir kamuoyu yaratamıyor.
Hala bir taban, belli bir oy oranı varsa bunun tek sebebi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisidir. Ne partisi ne de politikaları. Var olan oy, sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel oyudur. Bunların bir kısmının bağlılığı da tabii menfaat üzerine kurulu.
Sorel Dağıstanlı yazdı: Hem butlancı hem kayyımcı hem de muhalif
Neyse gelelim bahsettiğim tipteki gazetecilere. Şimdi onlara yeni görevler veriliyor. Kayyım atanan eski özgür basına yeni imaj vermek. Hala özgür(müş) gibi göstermek. Kayyımları meşrulaştırmak. Halk TV ve KRT üzerinden bugünlerde yapılmak istenen bu. Halk TV şu anda bir söylenti ile bu durumun içinde. Kesinleşmiş bir gelişme en azından bu yazı kaleme alınırken yoktu. Ama KRT öyle değil. Satıldı ve yeni isimler görevlendirildi. Bu isimler sözde muhalif ama yapılmak istenen çok açık. Muhalif kitle üzerinde algı oluşturmak. Yani 13 yıldır Kılıçdaroğlu’nda olan görev artık bu gibi kişilere verildi. Elbette yayınlarında herkese eşit yer verecekler. Bu sayede muhalif kitlede “herkesin sesini duyuruyorlar, tarafsızlar” izlenimi yaratmak isteyecekler. Bunu yaparken iktidarın planı ile, yargı kararı üzerinden CHP’ye gelen butlancıları da diğer muhalif partilerle eşitleyecekler. Kaybolan imaj, bu küçük kurnazlıklarla geri kazandırılmaya çalışılacak. Ön plana çıkarmayacaklar. Hatta emin olun, kontrollü eleştiriler de yapılacak.
İzleyicilerin o kanallara önceden duyduğu güvenin bir bölümü hâlâ vardır. İşte bu güven üzerine kurulacak bir yayın politikası oluşturulacaktır. Burada kanal “kimseyi desteklemiyoruz” imajını verecektir ama önemli olan bu imajı inşa ederken kime hangi soruyu sorduğu ve hangi cevabın peşinden koştuğu.
Elbette iktidarın gündemi muhalif bir dille işlenir. Otoriteye karşı sert cümleler yine kurulabilir ama sertliğin adresi değişir. Mesela belediyelerle ilgili süreçte “Savcılığı iddiasını destekleyen belgeler sorgulanacağına muhalefetin iddialar karşısındaki sessizliği üzerine daha çok konuşulur. Böylece tartışmanın başlangıç noktası muhalefet olur.
Yine muhalif konuklar ekranda olur. İzleyicilerin bu kanalda görmeye alışık olduğu konuklar, tabii kabul ederlerse. Fakat onların konuşacağı konular ve tartışmanın merkezi değiştirilir. Suçlamalar ön plana çıkarılarak yayınlar yapılır ama yanıtlar daha az görünür kılınır.
Hayat pahalılığı inkar edilemeyen bir gerçek ve izleyicilerin ana gündemi olduğu için geniş yer bulur. Ama bu durumun siyasi sorumluluğu takip edilmez. İddialı yazmış olabilirim. Zira sektör çok da büyük değil, isimler isimleri bilir, birlikte çalışılsın ya da çalışılmasın. “İzleyip görün” derim. Kayyım öncesi ve sonrası ekrana getirilen haberleri ve tartışmaları yan yana koyarak tabii. O zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Halk TV’de beş yıl emek verdim, haklı fesih ile ayrıldım üstelik. Benim tepkim patronajaydı. Hala da ona ama kanalı bugünlere getiren bütün emekçilere, başından sonuna herkese olan saygım o kanalın tuşuna basmamı engelliyor artık.
Dediğim gibi bu durum da akıl ister. Ve iktidarı muhalif seçmen gözünde bu durumdan kurtaracak bir akıl pek de görünmüyor. Zira tek hedefleri var. Bir şey olmak… Evet bir ‘şey’; o ‘şey’ güç veren bir koltuk, sektörde bir isim, yöneticilik, hatta şoförlü araba, “beni şuradan al, buraya bırak…” cümlelerini kurabilmek. Ne kadar basit ve acı bir durum değil mi?
Ağızlarında; hak, hukuk, adalet… gerçekleri ise emekçi düşmanlığı, toplu işten çıkarma… Gittikleri her yerde insanları işlerinden eden, bu ortamda zar zor geçinmeye çalışan çalışanları acımasızca sokağa atan “muhalif” gazeteciler bunlar. O şey olmak için görev alıyorlar, söyleneni yapıyorlar.


Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.