|
Tweet |
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Taşcıer’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Fabrikada, şantiyede, atölyede, sanayi bölgelerinde emeğiyle üretimi büyütenleri; yer altında ve yer üstünde emeğin yükünü omuzlayan madencileri; liman ve tersanelerde ölüme meydan okuyan emekçileri; toprağa hayat veren mevsimlik tarım işçilerini; insana can veren sağlık emekçilerini; teknikerleri, laborantları, bilgiyle, bilimle geleceği inşa eden eğitimcileri; atanamayan öğretmenleri; görünmeyen emeğin yükünü sırtlanan ev işçilerini; motorlu taşıtları ekmek kapısına dönüştüren kuryeleri ve ulaşım işçilerini; markette, depoda, sokakta çalışanları; apartman görevlilerini; ucuz iş gücü olarak emeği ve bedeni tüketilen kaçak işçileri; kayıtsız, güvencesiz çalıştırılan milyonları; harcanabilir işçi olarak görülen göçmenleri; ömür boyu dayanılmaz acılara mahkûm olan meslek hastalığı mağdurlarını, silikozis kurbanlarını; üçüncü sınıf vatandaş görülen dönüşüm emekçilerini; staj ve çıraklık adı altında kölelik şartlarında çalıştırılanları; MESEM mağdurlarını; işçi olmaya zorlanan çocukları; siyasi baskı altında, yoksullukla sınanan kamu emekçilerini; ne eğitimde ne istihdam yer alan milyonları; 65 yaş üstünde olduğu halde yaşamak için çalışmak zorunda kalanları; işsiz bırakılarak ekmeğinden mahrum edilenleri; açlıkla terbiye edilen emeklileri; emeklilik hakları verilmeyenleri; halkın haber alma özgürlüğü için kendi özgürlüklerinden vazgeçen basın emekçilerini; mavi, beyaz fark etmeksizin iki yakası bir araya gelmeyen milyonları ve iş cinayetinde yitirdiğimiz tüm emekçileri CHP ve Emek Büroları olarak saygıyla ve mücadele kararlılığıyla selamlıyorum.
“1 MAYIS, EMEĞİN BİR GÜNLÜĞÜNE HATIRLANDIĞI ANMA GÜNÜ DEĞİLDİR”
28 kamu görevlisinin yargılandığı Soma Katliamı davası dün sonuçlandı. 301 madencinin cansız bedenine 96 saat sonra ulaşılmıştı ama kamu görevlilerinin sanık olarak yargılanması 99 bin 360 saat sürdü. Sonuçta sanıklara 12’şer saat hapis cezası verildi. Sorarsanız yargı bağımsız, inanırsanız adalet mülkün temeli. Gerçek bu kadar. Adaletin bu kadar değersizleştirildiği, insan hayatının bu denli ucuz görüldüğü bir ülkede, emek ve emekçi güvende değildir. Çünkü adaletin olmadığı yerde, ne işçi güvenliği ne yaşam hakkı ne de alın terinin karşılığı vardır. İşte bu yüzden 1 Mayıs, emeğin bir günlüğüne hatırlandığı anma günü değildir. Aksine emekçilerin 365 gün, 136 yılı aşan eşitlik, adalet ve özgürlük arayışının bir tanımıdır.
“HALKIN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMA YABANCILAŞAN İKTİDARIN KENDİSİ MARJİNALDİR”
Bu yıl 1 Mayıs’ı, 19 Mart’ta tek adam rejiminin gerçekleştirildiği sivil darbe girişiminin karanlığında karşılıyoruz. Ülkemizde emeğin değersizleştirildiği, sendikal hakların gasbedildiği, grevlerin yasaklandığı, örgütlü mücadelenin türlü baskılarla boğulmaya çalışıldığı bir rejim tesis edilmiştir. Daha dün, Taksim çağrısı yaptığı için 92 kişi gözaltına alındı. İktidar, her zaman yaptığı gibi yine ‘marjinal’ tanımlaması yaptı. Oysa kendi sesinden başkasını duymayan, ülkenin gerçeklerini görmeyen ve halkın içinde bulunduğu duruma yabancılaşan bu iktidarın kendisi artık marjinaldir. Bugün işçilerin, emekçilerin, ücretlilerin, kadınların, gençlerin ve emeklilerin verdiği mücadele bir ücret kaygısının ötesine geçmiş, yaşam kavgasına dönüşmüştür. Çünkü artık adaletsizlik sadece sofralarda değil, yaşamın her alanında hüküm sürmektedir. Çünkü inşa ettikleri bu sefalet düzeni yalnızca işimize, aşımıza, cebimize değil; insan onuruna da kastetmektedir.
“BU ZALİM İKTİDAR KARŞISINDA SEFALETE TESLİM OLMAYACAĞIZ”
İnsanca yaşam özgürlüğün, adaletin ve halk iradesinin ön koşulu olduğu bir düzende ancak mümkündür. Dolayısıyla demokrasi yoksa ekmek de yoktur. Alın terinin onurunu ve ülkemizin aydınlık yarınları için millet iradesinin gasbedilmesine, hukukun ayaklar altına alınmasına ve emeğin değersizleştirilmesine karşı hep birlikte ses yükseltmek zorundayız. Asgari ücrete mahkûm edilen, güvencesiz çalışmaya mecbur bırakılan, açlıkla sınanan ve yoklukla sindirilmek isten milyonlar artık adalet ve sefalet arasında bir tercih yapma zorunluluğu kaçınılmazdır. Emekçilerin payına yoksulluk, yandaş sermayenin payına ise ayrıcalık düşüren bu düzende, toplumsal eşitsizlik kader değil, iktidarın bir tercihidir. Artık bu adaletsiz düzene katlanmakla ona karşı çıkmak arasında bir yol ayrımındayız. Şurası çok açık: Bu zalim iktidar karşısında sefalete teslim olmayacağız. Hayatın her alanında adaleti hâkim kılacak ve böylece Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını tam demokrasiyle taçlandıracağız. CHP, tarihi sorumluluğuyla emeğin Türkiyesi’ni kurmak için tüm kadrolarıyla hazırdır.
“AKP’NİN DÜŞÜK ÜCRET POLİTİKASI, MİLYONLARI ÇARESİZLİKLE TERBİYE ETME YÖNTEMİNE DÖNÜŞTÜ”
Bugün en düşük emekli aylığı 14 bin 469 lirayla açlık sınırının yüzde 45 altındadır. Türkiye’de emekliler, açlığın pençesinde, yoksulluğun en ağır ve onur kırıcı biçimiyle yaşam mücadelesi vermektedir. AKP iktidarı, ömrünü bu ülkeye adamış milyonlarca emekliyi sefalete mahkûm etmiş; sosyal devlet ilkesini ayaklar altına almıştır. Biz emeğin Türkiye’sinde ne açlığı ne sefaleti kabul ediyoruz. Tam da bu nedenle insanca yaşamı, güvenceli çalışmayı, insan onuruna yaraşır bir ücreti temel hak olarak görüyoruz. AKP’nin düşük ücret politikası milyonları açlıkla, borçla ve çaresizlikle terbiye etme yöntemine dönüştü. TÜİK’in üç aylık ‘hayalflasyonu’ neticesinde asgari ücret henüz üç ayda 2 bin 157 lira eriyerek bugün 19 bin 947 liraya gerilemiştir. Oysa açlık sınırı 26 bin lirayı çoktan geçti. Biz diyoruz ki ücretler yalnızca hayatta kalmaya değil, insan gibi yaşamaya da yetmelidir. Ne yazık ki en iyimser hesaplamalarda bile asgari ücret, açlık sınırının 6 bin lira altında seyretmektedir.
“AK PARTİ CESARETE SAHİP DEĞİLDİR”
Milyonlarca emekçi, tek adam rejiminin bedelini öderken iktidar hâlâ ‘Program tutacak’ masalı anlatmaktadır. Gerçeklik karşısında kendini revize etmeyen bir ekonomi yönetimi, krizleri yönetemediği gibi bizzat yeni krizlerin de kaynağı olur. Devlet olmak, hatalı hedeflerde ısrar etmek değil; halkın geçim derdi karşısında sorumluluk almak, politikalarını bilimsel verilere ve toplumsal ihtiyaçlara göre güncelleyebilecek siyasi cesarete sahip olmaktır. AK Parti bu cesarete sahip değildir. Çünkü AKP demek; çalışma hayatında taşeron demek, güvencesizlik, kayıtdışı çalışmak demek, kamuda liyakatin değil kayırmacılığın esas alınması demektir.
“‘YA ADALET YA SEFALET’ DİYEREK BİRLİKTE DİRENMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOKTUR”
Tüm bu gerçekler olanca ağırlığıyla ortadayken vergi de emekçinin üzerine yüklenmiştir. İktidarın kurduğu düzende maaşlı çalışanın her lokmasından vergi kesilirken zenginlerin serveti adeta dokunulmazlık zırhıyla örülmektedir. Sarayın sofrası her gün daha da büyürken halkın sofrası küçülmüş, mutfağı boş kalmıştır. Ücretlilerden alınan gelir vergisiyle yandaş müteahhitlere ihale üstüne ihale verilirken milyonların alın teriyle dönen bu çark, sadece bir avuç zengini beslemektedir. Bu düzen adil değil. Bu düzen halkın değil, sarayın düzenidir. Bu memlekette emeğin kaderi, sarayda oturan tek bir adamın insafına bırakılmışsa; bu düzende adalet yalnızca saraya çalışıyorsa; ekmek, alın teriyle değil yandaşlıkla pay ediliyorsa işte o zaman, ‘Ya adalet ya sefalet’ diyerek birlikte direnmekten başka bir çaremiz yoktur.