Murat Sabuncu© T24
Tarih 17 Mayıs 2024. Kamuoyunun çoğunluğunun ‘yakından takip etmediği’ Kobani davası sona ermiş, pek çok siyasetçiye adeta ceza yağmış durumda. Bu isimlerden biri de Selahattin Demirtaş. 42 yıl hapis verilmiş. Hemen hepsi konuşmalarından, siyaset yapışından. Davanın bittiği gün danışmanları, avukatları aracılığıyla kendisine sorularımı iletiyorum. O günkü yanıtlarından şu cümlesi aklımda:
“Bana ceza verildi diye ‘benden sonrası tufan’ demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi."
Bugün Meclis Genel Kurulu’nda oylanacak yasa ile ilgili yazıya Demirtaş ile başladım çünkü kendisinin AİHM kararına rağmen hâlâ hapiste tutulması aynı zamanda kimilerinin yasaya karşı çıkmasının önemli gerekçelerinden biri yapıldı. Ki elbette hem kendisinin hem pek çok ismin AYM ve AİHM’e rağmen özgürlüğünü alamaması kabul edilemez. Demirtaş’ın o gün bahsettiği ‘demokratik çözüm’ mevcut yasa ile gelemeyecek de olsa atılan adım bir önemli başlangıç olarak kabul edilebilir. Son tahlilde kendini feshedeceğini, silahları bırakacağını ilan eden bir örgüt var.
(Bu arada adını Hareket Yönetimi olarak değiştiren PKK’dan dün yapılan açıklama kritikti. “Öcalan özgür çalışır halde koordinatörlük yapmazsa yasadaki hususlar gerçekleşmez” denildi. Bir bölümde de şunlar iletildi:
“Bu yasa ciddi hata ve yetersizlikler taşımaktadır. Meclis komisyonunun hazırladığı raporda demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü doğrultusundaki önerileri bu rapora yansıtılmamıştır. Bu yönüyle maksadı tam karşılamamıştır. Kürt kavramını kullanmadan sadece silahsızlanmadan söz edilmesi sorunun bütünlüklü ele alınmadığını ifade etmektedir. İçerikte ciddi eksiklikler olduğu gibi kullanılan dil ve kavramlar da barışı amaçlayan bir yasa için ciddi bir sorundur. Kuşkusuz bu dil halkımızın ve Hareketimizin kabul edemeyeceği bir dildir.”)
Yıllarca ‘ovada siyaset’, ‘Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan geçer’ söylemlerinin teknik, ilk adımı aslında şu anda kamuoyunun ve Meclis’in önünde. Karşı çıkanlar, eleştirenler elbet olacak. Son dakikaya kadar yasanın vekillere bile gösterilmemesinden iktidarın antidemokratik uygulamaları içinde böyle bir adımın anlamının zayıf kalacağına, haklı-meşru eleştiriler… Her biri çok kıymetli. Ama iş burada kalmıyor. Konu, özellikle muhalif kesimlerden desteklemeyi düşünenleri ‘ihanetten iktidar değirmenine su taşımaya’ kadar pek çok ithamla karşı karşıya bırakıyor.
Bunu; 2024 başından beri Kürt sorununun çözümü için atılabilecek adımları destekleyen, üstelik partisi ve siyaset arkadaşlarına ardı ardına yapılan yargı operasyonlarına karşı yapan, Yeni Parti ve Özgür Özel üzerinden büyüten bir dalga var. Yasa metninin ortaya çıkmasıyla başlayan ve bugünkü oylama öncesi giderek büyüyen bir dalga bu. Bu dalganın Yeni Parti’nin zorlanabileceği bir hale dönüştüğünü düşünüyorum. Kısaca birkaç noktayı vurgulayayım:
-Özgür Özel, 19 Mart’tan 21 Mayıs’a iktidarın yaptığı ataklara; sokağın sesini duyarak, sese ses olarak mücadele etmiş, kamuoyuna derdini anlatmış, liderliğini ispat etmiş bir isim. Ancak konu daha ağır-kadim sorunlara geldiğinde bir politika eksiği, ya da var olan politikayı kamuoyuna aktaramama sorunu yaşıyor. Yasaya neden “evet” diyeceğini seçmene, kitlelere net şekilde anlatsa durumu-algıyı değiştirebilirdi. Ancak son üç günde büyüyen dalgada “evet”in (ya da değişen bir tavrı var ise) gerekçesini gerekirse tekrar tekrar anlatmalıydı-anlatamadı. Başka bir tanımla ‘savunan adamdan kitlesine pozisyonunu aktaran-ikna edebilen’e dönüşemedi. Hatta kitleden önce grubuna…
-Dediğim gibi parti içinde “hayır”ı savunanlar ortaya çıktı. Elbette farklı görüşler olur. Ancak bugünkü oylamada hayırcıların sayısı Yeni Parti’nin içinde bir tartışma yaratabilir. Ya da genel kurula gelip oy vermeden dışarıda bekleyenlerin sayısı da önemli olacaktır.
-Partinin iki önemli ismi Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Özel her ikisini ilk baştan beri ayrı bir yere yerleştirdi. Özellikle İmamoğlu ile hapis sürecinde önemli bir dayanışma ortaya koydu. İmamoğlu çerçeve yasanın Meclis’e gelişi sonrası bir açıklama yapmadı. Bir nevi Özel’i bu zorlu tartışmanın içinde yalnız bıraktı. İmamoğlu’nun yasa sonrası bir açıklama yapma ihtimalinden bahsediliyor.
Mansur Yavaş kendi tavrını sosyal medyadan ortaya net koydu. Açıklamasının aşağıdaki kısmı ‘hayır’a yakın olduğunu gösteriyor:
“Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.”
Şu an yaşananlardan en mutlu olanın Tayyip Erdoğan olduğunu düşünüyorum. Kendi kitlesini her koşul ve şartta ikna edebilen Erdoğan, şu an aradan çekilmiş, bir yasa üzerinden adeta milliyetçilerle-Kürt seçmen arasında seçim yapmaya zorlanan, hatta parti içinde de birbiriyle farklılaşan isimlerin var olduğu Yeni Parti’yi izliyor olmalı. Özgür Özel’in bugün alacağı tavır, izleyeceği strateji çok önemli olacak. Yeni Parti açısından çerçeve yasaya “evet” demenin güçlü bir siyasi gerekçesi kurulabilir. Üstelik bu, iktidara destek vermek şeklinde değil, partinin kuruluş iddiasını görünür kılan bir tercih olarak anlatılabilir. Yeni Parti, eski devlet reflekslerinin değil, demokratik ve sivil siyasetin partisi, aynı anda hem itirazın hem mevcudun sınırlarını genişletebilme gücünde olduğunu ilk büyük sınavında gösterebilir. Yeni Parti ve destekçileri doğal olarak iktidara güvenmeyebili, güvenmeyecektir fakat Türkiye’nin silahlı çatışmayı sona erdirme fırsatı iktidara duyulan güvensizlik nedeniyle reddedilebilir mi?.
Bitirirken…
Demirtaş ile başladık onunla bitirelim. Son yaşananlar ve yasa konusunda hapiste beraber kaldığı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski eş başkanı Selçuk Mızraklı ile kamuoyu ile görüşlerini paylaştı. Şöyle diyor:
“Ülkemizin ve bölgemizin kaderini köklü şekilde değiştirme potansiyeline sahip, son derece önemli, tarihi bir barış çabasının kritik bir adımını daha, inşallah hep birlikte hayata geçirmiş olacaksınız.
Elbette tartışmalar, eleştiriler, öneriler olacaktır; her biri de kıymetlidir, katkı vericidir. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki bizler tüm kalbimizle, samimiyetimizle ve ciddiyetimizle, sadece 86 milyonun huzurunu, refahını, kardeşliğini güçlendirmek, büyütmek için bu sürecin içinde olduk, sürece tüm gücümüzle destek verdik.
Bu süreç bölünme, ayrışma süreci ya da ucuz pazarlıklara dayalı bir al ver süreci değildir.
Hiç kimse kıymetli çabaların altında gizli hesaplar, kirli planlar arayarak zaman tüketmemeli, enerjisini boşa harcamamalıdır. Şüpheyle yaklaşan veya olumsuz ön yargıyla bakan çevreler, bu süreci istedikleri kadar eşelesinler, altından bin yıllık kardeşliğimizden, birbirimize sıkı sıkıya sarılma arzusundan ve Kürt'üyle, Türk'üyle hep birlikte Türkiye olma duygusundan başka bir şey bulamayacaklardır.
Atılan ve atılacak her adım yeni ufuklara, yeni reformlara ve yeni bir hayata da zemin hazırlayacaktır. Elbette tüm bu çabalar güçlü ve köklü demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük reformlarıyla devam etmeli, halkımızın hak ettiği, layık olduğu huzurlu bir yaşama kavuşmasına katkı sunmalıdır. Bunun için de herkesin ve her kesimin çok dikkatli, hassas ve ciddiyetle meseleleri ele almasında büyük yarar vardır.
40 yıllık çatışma ortamının sonucu olarak, yüreği yaralı olmayan neredeyse kimse kalmadı. Bu nedenle, zafer görüntülerine veya gösterilerine de kaybetme duygusuna ve kaygısına da sebep olmadan vakur, olgun, erdemli bir duruşla bu süreci ilerletmek, acılarımızı ortaklaştırıp geride bırakarak el ele geleceğe yürümek zorundayız.”
Demirtaş bu süreç ‘bölünme-ayrışma, ucuz pazarlık süreci değil’ diyor. Buna bir cümle eklemek istiyorum: Türkiye’nin silahlı çatışmayı geride bırakması gerektiğine inanıldığı için evet demek, silah bırakanın, eline hiç silah almamış olanın siyasete dönmesinden-girmesinden değil siyasetin silaha yenilmesinden korkmak gerekmez mi? İktidarın antidemokratik uygulamalarına karşı çıkmak, mücadele etmek ile kendini feshedip silah bırakan örgütle ilgili yasayı ayırmak gerekli değil mi?
Yeni Parti 'evet kuşatması' altında, parti içi ve tabanında zorlanıyor