www.ocianews.com/ bedava bahis bahis siteleri
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


DOBRA DOBRA

facebook-paylas
İmamoğlu’nun savunmasının ardından: Beni teslim alamayacaksınız!
Tarih: 18-10-2026 20:41:00 Güncelleme: 18-10-2026 20:47:00


Ruşen Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki savunmasını salonda izledikten sonra konuşmayı “tarihi bir savunma” olarak niteledi. Çakır’a göre İmamoğlu, mahkemede adını vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meydan okudu ve nasıl bir Türkiye istediğini anlatan “bir manifesto” okudu.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının son bölümünü Silivri’deki duruşma salonundan izledi. Davanın tutuksuz sanıkları arasında yer alan Çakır, yaklaşık iki saat süren konuşma için “Ekrem İmamoğlu hakkında ne düşünürseniz düşünün, konuşma çok etkileyiciydi” dedi.

Çakır, İmamoğlu’nun önündeki notlara rağmen birçok bölümü ezberlemiş gibi konuştuğunu aktardı. Çakır, “Şimdi olumsuz olarak yorumlamayın ama bu bir şovdu” dedi.

Çakır, İmamoğlu’nun konuşma boyunca sürekli manşetlik sözler söylediğini anlattı:

“Bir gazeteci için hazine gibiydi. Benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı. Ben burada savunma yapmıyorum, ben burada yargılıyorum.”

Adını vermeden Erdoğan’a meydan okudu

Çakır, İmamoğlu’nun bir “kalleş düzen” ve “pusu düzeni” kurulduğunu öne sürdüğünü belirtti. Çakır, “Bir yandan Erdoğan’ı uyarırken esas olarak adını vermeden Erdoğan’a meydan okudu” dedi. Çakır’a göre İmamoğlu, “Sen kimsin de senden korkacağım ya” diye seslendi.

Çakır, İmamoğlu’nun konuşmanın ortasından itibaren “bir manifesto” okuduğunu ve çoğulcu, demokratik bir cumhuriyet tasavvuru ortaya koyduğunu söyledi. Çakır, İmamoğlu’nun “İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye yaşıyoruz” tespitini “Bu çok ilginç bir saptama. Galiba da doğru” diye değerlendirdi.

“Televizyonda asla yayınlanamazdı”

Çakır, yaklaşık 600 gündür tutuklu olan İmamoğlu’nun kendinden emin duruşunun önemli olduğunu vurguladı. Çakır, konuşmanın neden televizyonda yayınlanmadığını şöyle yorumladı:

“Asla yayınlanamazdı. Ortalık karışırdı yani her anlamda.”

Çakır, İmamoğlu’nun “ey halkım” çağrısının 87 milyona ne ölçüde ulaştığının ise ayrı bir soru olduğunu kaydetti. Çakır, siyasi iktidarın İmamoğlu’nu etkisizleştirmek için yeni yollar arayacağını öne sürdü. Çakır, “Tarihi bir olaydı, tarihi bir savunmaydı” dedi.

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.

Dün Silivri’deydim. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının son bölümünü salonda her zaman olduğu gibi tutuksuz sanıkların olduğu bölümden izledim. Dün için meteoroloji çok büyük tahminlerde bulunmuştu biliyorsunuz, çok büyük felaketler olacak diye. Gidip gidemeyeceğime emin olamamıştım ama sabah böyle bir felaketle karşılaşmayınca Ali Deniz’le beraber atlayıp gittik ve iyi ki de gitmişim. Ekrem İmamoğlu biliyorsunuz çarşamba günü başladı savunmasına. Ben çarşamba ve perşembe günü olanların ilk bölümlerini salonda izledim, araya kadarki bölümlerini. Sonra yaptığı savunmanın diğer kısımlarını da metinden okudum. Cuma günü gidemedim maalesef iş yerindeki işlerim nedeniyle ama onu da okudum ve dünküyle de olay bitti. İlk günkü izlenimlerimi anlattığımda söylediklerimi izleyenler varsa hatırlayacaktır. ‘‘Bir siyasi savunma yapıyor’’ dedim Ekrem İmamoğlu. Dik duruyor, meydan okuyor ve Erdoğan’ı hedef alıyor. Kimi zaman adını vererek, kimi zaman adını vermeyerek ve dosyanın kendisini fazla konuşmuyor.

İkinci gün de kısmen böyle oldu ama özellikle ikinci günün ikinci bölümünde ve üçüncü günde bayağı dosya üzerinden ağırlıkla savunma yaptığını gördüm. Ben onları salonda izlemedim ama okudum. Nasıl devam edeceğini açıkçası dün merak ediyordum ve gerçekten, nasıl söyleyeyim, çok etkileyiciydi. Ekrem İmamoğlu hakkında ne düşünürseniz düşünün, onun dün yaptığı, yaklaşık 2 saatlikti diye hatırlıyorum, konuşma çok etkileyiciydi. Bir kere çok doluydu. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama yani önünde prompter yok. Notları var tabii ki oradan okuyor ama bayağı böyle bir ezberlemiş gibiydi birçok bölümü. Ve bunları yaparken sürekli salonun değişik yerlerine bakarak konuşuyor. Kimi zaman doğrudan mahkeme heyetine, kimi zaman savcıya ve iki yandaki avukatlara ve kısmen de geride tutuklu sanıklar ve çok uzaktaki belki izleyicilere. Şimdi olumsuz olarak yorumlamayın ama bu bir şovdu. Baştan aşağı yaptığı hani bir şey sahneye koydu ve tabii ki burada önemli olan şu; siz bunu yaparsınız ama ne dediğiniz önemli. Dediğine baktığınızda da çok doluydu, çok iddialıydı, çok çalışılmıştı ve birçok konuya değiniyordu. Onları birazcık anlatmaya çalışacağım.

Ama şunu söyleyeyim. Bir gazeteci olarak biz şuna bakarız: Bir haberde, bir olayda, bir konuşmada, röportajda falan ‘‘Acaba başlık ne olur?’’ diye. Ben Ekrem İmamoğlu’nu dinlerken sürekli birtakım başlıklar veriyordu. Yani bir gazeteci için hazine gibiydi. O kadar çok sözünü ‘‘İşte bu manşete çıkar’’ diye algıladım ki en sonunda size, manşete ne diye verdim: ‘‘Beni teslim alamayacaksınız.’’ Bu aslında bir özetti. İmamoğlu’nun özetiydi. Ama bu minvalde mesela söylediği şeyler var. ‘‘Benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı’’ dedi mesela. Onu da söyledi ve sürekli bir direniş öyküsü anlattı. Dedi ki, ‘‘Ben burada savunmuyorum. Ben burada yargılıyorum. Savunma yapmıyorum’’ dedi. Ve şunu özellikle vurgulamak lâzım; bir pusu, kalleş düzenden bahsediyor. Bir kalleş düzen kurulduğunu, bir pusu düzeni kurulduğunu söylüyor ve ilginçtir konuşmasının, dünkü konuşmasının ilk başlarında mahkeme üzerinden tanımladığı bu pusu düzeni ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a diyor ki: “Ey Sayın Cumhurbaşkanı, bu kalleş düzen, bu kurulu pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru.” Bunu konuşmasının sonlarında tekrar söyledi, başka cümlelerle söyledi. Ama bir yandan Erdoğan’ı uyarırken esas olarak adını vermeden Erdoğan’a meydan okudu.

Mesela diyor ki, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı “Korkma” diye başlatmasını öne çıkarttı; ‘‘Kur’an-ı Kerim’in ‘İkra’ yani ‘Oku’ diye başlaması gibi Mehmet Akif de ‘Korkma’ diyor.’’ Ve bir yerde şunu söyledi: “Sen kimsin de senden korkacağım ya?” Aynen böyle. “Sen kimsin de senden korkacağım ya?” Şimdi devam ediyor: ‘‘Kimsin? Allah’ın kulusun; bir. Bu devletin, bu memleketin bir yurttaşısın; iki. Kanunun önünde eşitiz; üç. Sen neysen ben oyum; dört.’’ Bunlar çok çalışılmış metinler. Konuşmasının ortasından itibaren bir manifesto okudu aslında bize. Orada cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun nasıl bir Türkiye istediğini gördük. Güçlü devlet, güçlü toplum, çoğulcu, her türlü görüşe yer olan, mezhep farklılıklarını zenginlik olarak gören, bir anlamda demokratik, adil bir cumhuriyet tasavvuru. Bunu bayağı detaylı bir şekilde eğitim, sağlık, gençlik, her şeye değinerek, ekonomi tabii ki, düşünce özgürlüğü, her şeye değinerek böyle bir şey yaptı, nasıl bir Türkiye istediğini anlattı ve bir iddiası var. Yani iktidarı değiştirme iddiası var ve oradan sonra nasıl bir Türkiye istediğini söylüyor.

Bir şeyi not almışım: ‘‘İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye’yi yaşıyoruz’’ diyor. Bu çok ilginç bir saptama. Galiba da doğru. Hep bir zamanlar gelen kuşaklar, yeni kuşaklar daha zengin, daha gelişmiş bir Türkiye’deyken son dönemde orta sınıfın dağılması, yoksulluğun derinleşmesi gibi olaylarla karşı karşıyayız. Bir direniş meselesi var ama bir de aslında gerçekçi bir perspektif de var. Özellikle şu bölümü size aktarmak istiyorum. Bir yerde dedi ki, ‘‘Bir aldatmaca ile karşı karşıyayız. Uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım, harekete geç ey halkım, sesini yükselt ey halkım!’’ Bu da hâlâ halkın tam olarak burada pozisyon almadığının bir şekilde kabullenilmesiydi. Bir de sonunda parti ayrımı gözetmeksizin tüm muhalefetin birlikte hareket etmesini söyledi ve tabii ki Hz. Ali’ye atfedilen bir sözle, ‘‘zalim zulümde ısrar ediyorsa ve mazlum da direnişinde ısrar ediyorsa zulmün sonu yakındır’’ diye özetleyebileceğim bir sözle devam etti. En sonunda da ne diye bitirdi? ‘‘Millet kazanacak’’ diye bitirdi.

İnanın burada alıntı yapılabilecek o kadar çok şey var ki. Ona baktığımız zaman yaklaşık 600 gün deniyor, 19 ay deniyor, 600 gündür içeride olan Ekrem İmamoğlu’nun bu kadar ayakta durması, kendinden emin, kendine güvenen bir pozisyonda olması önemli. Ve tabii ki, daha önce de demiştim, neden bunun televizyonda yayınlanmadığını anlıyoruz. Dünkü konuşma televizyonda yayınlanamazdı, asla yayınlanamazdı, ortalık karışırdı yani her anlamda. Ve muhtemelen İmamoğlu televizyonda yayınlanacağını bilse bunu çok daha vurgulu, çok daha gösterişli kılardı. Şu haliyle bakıldığı zaman o salondakiler ve onların aktardıklarıyla biliniyor, ki bu konuyu yarın ayrıca geniş bir şekilde ele almak istiyorum. Burada sorun şu: Ekrem İmamoğlu bir duruş sergiliyor, evet ama bu “Ey halkım” dediği, 87 milyon dediği kesimlere ne derece ulaşıyor, bu ayrı bir soru. Bunu, dediğim gibi yarın daha geniş bir şekilde bu konuyu ele almayı düşünüyorum. Fakat şunu söyleyeyim; baktığımızda, ki bu konuda Hüseyin Kocabıyık’ın bugün, yok dün gördüm, evet dün gördüm, o da şeyden hemen sonra okumuş. Hüseyin Kocabıyık kim? Tansu Çiller’in eski danışmanı, sonra AKP’den milletvekili ama ayrıldı. Hatta bir ara gözaltına alındı. Türk sağının ilginç profillerindendir. Şöyle demiş: “Ekrem İmamoğlu gerçek bir lider olduğunu kanıtladı. Diz çökmedi, eğilip bükülmedi. Hakkındaki iddiaları paçavraya çevirdi. Hakkında tek bir kanıt bulunamadı. Mahkemeyi kendisine kumpas kuranları yargıladığı bir mahkemeye dönüştürdü. Arkadaşlarına sahip çıktı. Savunmasının tamamını okudum, tarihi bir savunma örneğidir. Ayrıca İmamoğlu’nun zindan şartlarında Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlandığı anlaşılıyor. Mahkemedeki savunması aynı zamanda bir hükümet programıydı.”

Kendisi, Hüseyin Bey salonda değildi bildiğim kadarıyla, olsaydı birbirimizi görürdük. Uzaktan da olsa onun bunu böyle özetlemesi çok anlamlı. Deneyimli bir siyasetçinin böyle yorumlaması, özetlemesi çok anlamlı. Anladığım kadarıyla bunu ilgili herkes biliyor, özellikle de siyasi iktidar biliyor ve dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun önünü iyice kapamanın, iyice onu etkisizleştirmenin yeni yollarını arayacağa benziyorlar. Çünkü karşılarında 600 gün uğradığı bütün mağduriyetlere rağmen ne diyor: “Beni teslim alamayacaksınız. İrademi ele geçirecek kişi anasının karnından doğmadı” diyen, tıpkı Erdoğan gibi bir Karadenizli var. Tekrar söyleyeyim, tarihi bir olaydı, tarihi bir savunmaydı. Bir gazeteci ama aynı zamanda o davanın sanığı olarak, bir tutuksuz sanık olarak buna tanıklık etmiş olmanın, nasıl söyleyeyim, iyi ki tanıklık etmişim diyeyim. Bundan sonra artık işte bir süre içerisinde herhalde birkaç ay sonra olay bitecek, mahkeme bitecek, kararlar açıklanacak. Ama olayın bir yönü önemli. İmamoğlu’nun mahkemede de sık sık mahkeme heyetine söylediği gibi “Kararı siz mi alacaksınız yoksa bu karar size iletilecek mi?” diye söylediği şey, mealen aktarıyorum, o önemli. Ama karar ne olursa olsun İmamoğlu realitesi Türkiye’de yaşamaya devam edecek, o anlaşılıyor.

Bugün Afrikalı, bir büyük müzisyenden bahsetmek istiyorum; Salif Keita. Malili, çok ilginç, benim çok sevdiğim bir müzisyendir. Hayatı başlı başına çok ilginç birisi. Albino olarak doğuyor. Albino nasıl oluyor? İşte, bir siyah, Afrikalı birisi için çok daha çarpıcı oluyor ve memleketinde, Mali’de albinolar bir tür uğursuz olarak görüldüğü için dışlanmış birisi. Öğretmen olmak istemiş, albino olduğu için olamamış. Sonra kendisi müzisyen olmak istiyor ama Mali’nin çok soylu bir ailesinden olduğu için ve o aile de müziğe hiç de iyi gözle bakmadığı için, aşağıladığı için diyelim, terk ediyor ülkeyi. Kendi başına bir yerlerde müzikle uğraşıyor ve zamanla dünya çapında bir müzisyen oldu Salif Keita. Esas olarak Fransa’ya yerleşti ve Fransa ağırlıklı bir şekilde müzik hayatını sürdürdü. Son dönemde Mali’de devletin askeri rejimle iş birliği yapan, bir tür onlara danışmanlık yapan birisi olmuş. Bunu bilmiyordum, biraz da şaşırdım açıkçası. Mali’de çok ciddi bir şey var, cihatçı örgütlerin saldırıları var ve bu cihatçılara karşı çok sert önlemler almaya çalışan bir hükümet var. Salif Keita onlarla birlikte hareket ediyormuş. Siyasetle bayağı iç içe olmuş ama ben onun eskiden doldurduğu, hâlâ müzikle ilgileniyor, özellikle gençlere ve kendisi gibi albino olan kişilere yönelik çok ciddi birtakım sosyal faaliyetleri var, yardım çalışmaları var. Ama şu haliyle en son dünyada bilinen, onu bilen insanlar onun oradaki rejimin yandaşı bir danışmanı olarak biliyorlar ki bu iyi bir şey değil. Ama yine de onun çok büyük bir müzisyen olduğu gerçeğini bu engellemiyor.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

 





YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI