|
Tweet |
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanı Özgür Özel, geçen Eylül ayında partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla genel başkanlığa aday olduğunu resmen ilan etti.
Özel, açıklamasında tutum belgesini de duyurdu. Özel’in açıkladığı “Değişimin Yüzyılı, Yüzyılın Değişimi" başlıklı tutum belgesinde şu ifadeler yer aldı:
"CHP ve TÜRKİYE'DE DEĞİŞİM"
Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında yeni bir siyaset anlayışını yerleştirmek, toplumsal birlikteliği en üst düzeye çıkarmak, krizlerin değil çözümlerin konuşulduğu bir süreci örgütlemek için yola çıkıyoruz.
Bu yeni siyaset, halkımızın doğrudan kendini bulacağı, özgür iradesiyle ülkemizin geleceğine yön vereceği büyük bir azim ve kararlılığı ortaya çıkaracaktır.
Biz halkı siyasetin öznesi yaparak siyasetin ağırlık merkezini değiştireceğiz. Bu yeni yaklaşımı tarihi bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Siyasetin içinde bulunduğu kısırdöngüyü kıracağız. Topluma dayatılan her türlü siyasal ve sosyolojik müdahaleye son vereceğiz. Özgür ve eşit yurttaşlığın kendi kaderine el koyacağı bir düzeni inşa edeceğiz. Cumhuriyet devrimimiz ve lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci, dönüştürücü karakterini esas alan büyük bir meydan okumayı hedefliyoruz.
Görevimiz cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında tüm yurttaşlarımızın Cumhuriyetin sağladığı tüm olanaklardan eşit yararlanacakları özgür, adil, demokratik bir ortamı sağlamaktır.
“Cumhuriyet devrimimiz ve lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci, dönüştürücü karakterini esas alan büyük bir meydan okumayı hedefliyoruz.”
Ülkemizi dünyanın en ileri medeniyetlerinin ayrılmaz bir parçası yapacağız. Halkını en ileri koşullarda yaşatacak bir siyaseti mümkün kılacağız.
En büyük dönüşümler en büyük kırılmaların yaşandığı dönemlerde gerçekleşir. Tarihin böyle bir anındayız. Bu bilinçle, yeni yüzyılda yeni bir siyaset için yeni yaklaşımlarla yol alacağız. Bu süreçte isteyen herkesin siyaset yapacağı demokratik kanalları açacağız. İsteyen herkesin konuşacağı özgür ortamları var edeceğiz. Hakça rekabet koşullarıyla ve emekle üreten herkesin, hep birlikte zenginleştiği ekonomik yapıyı yaşama geçireceğiz. Halka rağmen değil, her adımını halkla birlikte atan dinamik, yenilikçi, katılımcı bir politik ortamın öznesi ve öncüsü olacağız. Partimiz özelinde parti içi demokrasiyi tavizsiz uygulayacak, partimizin yerelden merkeze tıkanmış olan tüm kanallarını açacağız.
Kendi kabuğuna çekilmiş milyonlar ülkenin kaderini değiştirmek için umut ile yan yana gelecek. Memleket sevdasını ve direncini asla kaybetmeyen milyonlarca insanımızla, omuz omuza ilk yüzyılımızı aşacak büyük dönüşümlere imza atacağız.
“Ülkemizin kaderini değiştiren nice devrime imza atan bir siyasi irade bunu yine yapacak güce ve kudrete sahiptir. Daha önce başardık, yine başaracağız.”
İnanıyoruz ki, yeni bir düzen hayali kuran herkesi seferber edecek büyük bir hedef konulduğunda kararlı ve adanmış milyonlar sadece ülkenin değil, bölgemizin ve dünyanın dahi kaderini değiştirecektir. Daha önce bunu başarmış olan halkımız aynı iradeyi ortaya koyacak birikim ve cesarete sahiptir. Biz işte bu iradeyi en güçlü ve en kapsamlı biçimde örgütlemek için yola çıkıyoruz.
Ülkemizin kaderini değiştiren nice devrime imza atan bir siyasi irade bunu yine yapacak güce ve kudrete sahiptir. Daha önce başardık, yine başaracağız.
NEREDEYİZ?
Bu hedefleri gerçekleştirmek için öncelikle bugün içinde bulunduğumuz durumu doğru tahlil etmek zorundayız.
Cumhuriyetin 100’üncü yılında ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanını ve tüm kadroları belirleyecek olan bir seçimi geride bıraktık. Bizlere yüklediği tarihsel sorumluluk ve taşıdığı siyasi önemi çok yüksek olan bu seçimleri kaybettik. Seçim öncesi Türkiye’de oluşan büyük umut ve değişim inancı, hızla derin bir hayal kırıklığına dönüştü. Bu ağır travmaya rağmen, hiçbir şey olmamış gibi yola devam edilmeye çalışılması, üzgün, kaygılı ve özeleştiri isteyen herkesin beklentileriyle taban tabana zıttı. Toplumsal talep ve ihtiyaçların aksine Partimizin yönetimi, yenilginin nedenlerini ciddiyetle araştırıp yeni bir yol haritası çizmedi. Alınan sonuca farklı bahaneler üretti ve yenilginin siyasi sorumluluğunu üstlenmedi. Parti içi iktidarı korumaya odaklandı. Güven duygusunu yitiren seçmenimiz partimizi, hatta siyaset kurumunu terk edecek kadar yoğun bir duygusal kopuşa sürüklendi. Parti yönetimi, bu durumu tespit etmek ve onarmaya yönelik adımlar atmak yerine bu kırılmayı görmezden gelmeyi tercih etti.
“Toplumsal talep ve ihtiyaçların aksine Partimizin yönetimi, yenilginin nedenlerini ciddiyetle araştırıp yeni bir yol haritası çizmedi. Alınan sonuca farklı bahaneler üretti ve yenilginin siyasi sorumluluğunu üstlenmedi.”
Oysa seçimler, yaşanan çoklu krizlerin sorumlusu olan 21 yıllık AKP iktidarı büyük bir umut ve çekim merkezi olduğu için kaybedilmedi. Seçimler, muhalefet güçleri tek tek veya birlikte yeterince güven vermediği için kaybedildi. Seçimden bir yıl önceki anketlerde Erdoğan’a oy vermeme eğilimi yüzde 60’lara varmışken seçimi Erdoğan yüzde 52 ile kazandı. Üstüne üstlük, çeşitli ittifak deneyimleriyle girilen son üç seçimdeki yüzde 52 – 48 iktidar/muhalefet dengesi de değişmedi.
Partimiz ise ittifak partileriyle birlikte girdiği milletvekili seçiminde bir kez daha yüzde 25 oranını aşamadı. Hatta, 600 sandalyeli parlamentoda, bir önceki seçimlerde kazandığımız milletvekili sayısının da altında kalarak, partimizi temsil edecek salt 130 milletvekilimiz meclise girebildi.
HEDEFİMİZ PARTİMİZDE VE ÜLKEMİZDE DEĞİŞİM!
Ülkemiz için ortaya koyduğumuz tüm bu hedefleri gerçekleştirmenin, halkımızın sorunlarını çözebilmenin, yüzleri güldürmenin, gençler için umut olabilmenin yolunun Partimizin iktidar olmasından geçtiğine inanıyoruz. Bunun yolu da CHP’nin kendi içindeki değişimindedir.
Bu kararlılık ve inançla Cumhuriyet Halk Partisi’nin değişim, dönüşüm ve yenilenme yolculuğuna çıktık. Bu yolculuğu partililerimizle ve gelecekten kaygı duyan yurttaşlarımızla birlikte inşa edecek, ortak akıl ve emekle tamamlayacağız.
NASIL BİR DEĞİŞİM?
Değişim yaklaşımı indirgemeci değil kapsayıcı olmalıdır, ayrıştırıcı değil birleştirici olmalıdır. Sadece kişiye, kişilere, tüzüğe, programa odaklı değil; hepsini birden kapsayacak bir büyük yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bu anlayış, partimizin Genel Başkanına veya Genel Başkanımızın eski çalışma arkadaşlarına haksızlık yapıldığı endişelerini bertaraf edecektir. Bu anlayış aynı zamanda, değişimin yazılı metinlerin değişikliği ile sınırlı olacağı kaygısını da ortadan kaldıracaktır.
Güçlü ve umut veren bir değişim için partinin lideri, kadroları, yönetim biçimi, örgüt yapısı, siyaset yapma tarzı ve söylemi, program ve tüzüğü yenilenmelidir. Partinin seçilmiş kurullarına işlevlerini geri kazandıran ve onları güçlendiren düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Öncelikle, tüzükteki yetki ve sorumlulukları bazen aşan, bazen aşındıran yönetim anlayışı toptan terk edilmelidir.
“Güçlü ve umut veren gerçek bir değişim için partinin lideri, kadroları, yönetim biçimi, örgüt yapısı, siyaset yapma tarzı ve söylemi, program ve tüzüğü yenilenmelidir.”
Değişimle ülkede demokrasi ve özgürlüklerin baş savunucusu olan partimizin içinde de demokrasi, demokratik değerler ve fikir özgürlüğü hakim kılınmalıdır.
Değişim vakit kaybetmeksizin başlamalıdır. İçinde bulunulan kongreler süreci, mümkün olan en kısa zamanda Olağan Kurultay’ın da yapılmasıyla tamamlanmalıdır. Partinin yeni kadrolarıyla bulacağı taze kan ve yeni söylemin yaratacağı heyecan yerel seçimlerin itici gücüne dönüşmelidir. Yaklaşmakta olan yerel seçimlerin önemi ortadadır. Değişimin yaratacağı moral ve umut, kazanmanın en büyük güvencesi olacaktır. Bugün yitirildiği konuşulan siyasi ve toplumsal ittifak kapasitesi böylece geri kazanılacaktır.
Değişimle birlikte partiye kitlesel bir yönelim ve yoğun üye katılımları öngörülmelidir. Bu, korkulması, endişe edilmesi, tedbir alınması değil özgüvenle ve etkin yönetilmesi gereken olumlu bir süreçtir.
Parti yönetimi, değişim sürecini tüzüğün bazı maddelerinin değiştirilmesi ve parti programının basit ve yalın bir dille yazılması olarak tanımlamaktadır. Tüzükte ve programda daha demokratik ve olumlu yönde yapılacak tüm değişikliklere katkı vermek kararlılığındayız. Ancak, seçim ya da kurultayların baskısı altında sağlıklı, sakin, objektif bir yapısal dönüşümün koşullarını yakalamanın olanaksız olduğu gerçeğinin de bilincindeyiz. Bu nedenle, bu temel metinlerdeki kapsamlı değişimin geniş bir tartışma ortamında gerçekleşmesi güvence altına alınmalıdır. Hem teorik hem örgütsel katkılarla gerçekleştirilecek tüzük ve program kurultayları, yerel seçim takviminden hemen sonra, 2024 yılı içinde gerçekleştirilmelidir.
HANGİ FİKRİ KAYNAKLARLA DEĞİŞİM?
Parti içi kurumların, karar ve yönetim organlarının işlevsiz kılınması, siyasal yetki ve sorumluluğu olmayan danışmanlık kurumunun partinin kurumsal yapısının yerine geçmesi, partimizi bir bütün olarak etkisiz ve işlevsiz hale getirerek zayıflatmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, şartlar ve gerekçeler ne olursa olsun kayıt dışı siyasete teslim olması kabul edilemez. Kurumsal yönetim ve iş yapma biçimi, güçlü kurumsallaşma başarının ön koşuludur. CHP tüm kurul ve organlarıyla diri, canlı ve güçlü olmak zorundadır.
Bugünün iş yapma biçimi aynı zamanda siyasetsizleşme sorununu da ortaya çıkarmaktadır. Partimiz kendi ideolojisi ve hedefleri doğrultusunda siyaset yapmak yerine, siyasi sorumluluğu olmayan atanmışların ya da liderin anlık algı ve düşünceleriyle ilerleyen dağınık bir görüntü vermektedir. Bu dağınık görüntü, seçmen gözünde partinin ülkeyi yönetebilme kapasitesine dair güveni zedelemektedir. Bu durum aynı zamanda parti kadrolarının kendilerini siyaset dışı hissetmelerine yol açmaktadır.
“Kurucu değerlerimizi temsil eden Atatürk İlkeleri ve Altıok Programına bağlılığımız tarihsel birikimimize duyduğumuz saygının ifadesi olduğu gibi, özgüvenli siyasetin temeli, geleceğimize ışık tutan bir rehber ve doğru yolu gösteren pusulamızdır.”
Partimiz kiminle duracağına, kimin karşısında, kimin yanında duracağına değil; öncelikle nerede duracağına karar vermeli ve kendini doğru tarif etmelidir. AKP’nin bazen kimlik, bazen mezhep siyasetiyle geçmiş travmaları hatırlatarak, fay hatlarının üzerinde tepinerek uyguladığı propaganda, ancak özgüveni yüksek ve nerede duracağını tarif etmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyacağı cesur politikalarla yıkılabilir.
Kurucu değerlerimizi temsil eden Atatürk İlkeleri ve Altıok Programına bağlılığımız tarihsel birikimimize duyduğumuz saygının ifadesi olduğu gibi özgüvenli siyasetin temeli, geleceğimize ışık tutan bir rehber ve doğru yolu gösteren pusulamızdır. Bu ilkeler, her türlü politikanın oluşturulması ve tutumumuzun belirlenmesinin temel dayanağı olacaktır.
Bütün ulusal ve uluslararası politikalarımızda Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi kararlarımızın mihenk taşıdır.
Dünya’da otoriter popülist rejimler güçlenmektedir. Özellikle ülkemizde Tek Adam Rejimi ile egemenlik milletten alınıp Saray’a verilmişken, Cumhuriyetçilik yeni dönemin demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet inancının en güçlü siyasal alt yapısıdır. Cumhuriyetçilik ilkeli siyaset demektir. Kısa vadeli taleplere ve çıkar gruplarının baskılarına teslim olmamaktır. Toplumun uzun vadeli çıkarlarında ısrarcı olan siyasettir.
Dünyada etnik, dinsel-mezhepsel çatışmalar tahrik edilmektedir. Ülkemizde de bizzat iktidar eliyle toplumu bu eksende bölme girişimleri yaygınlaşmıştır. Çağdaş bilimsel eğitimi yok eden uygulamalar, aklın egemen olduğu yeni bir kuşakla geleceği yakalama fırsatını tehdit etmektedir. Buna karşı Laiklik; din ve vicdan özgürlüğünün, çağdaşlaşmanın, toplumsal barışın en önemli güvencesidir.
Emperyalizmin, küresel güçlerin, yerli yabancı çıkar gruplarının ekonomik, siyasal ve kültürel olarak hegemonya kurma çabaları yeni biçimleriyle yüzyılımızda da devam etmektedir. Küresel hegemonyaya karşı Milliyetçilik, ekonomik, siyasal, kültürel anlamda tam bağımsızlık davamızın en önemli dayanağıdır. Milli ekonomiden yabancı sermaye ile ilişkilere, maden ve enerji politikalarından dış politikaya her alanda politik söylemimizi kurarken bu ilke temel çıkış noktamız olmalıdır. Milliyetçilik milli kaynakların imtiyazlı çıkar gruplarına aktarılmasına karşı kamu yararını savunmaktır. Aynı zamanda Atatürk Milliyetçiliği etnik bir temele dayanmayan, ayrım olmaksızın tüm toplumu “vatanseverlik” duygusu çatısı altında birleştiren yurtsever milliyetçilik olup, toplumsal barışımızın da güvencesidir.
Gelir ve servet eşitsizliği toplumda büyük yarılmalara neden olmuş, halk içinde derin bir sınıfsal uçurum oluşmuştur. Eğitimde, sağlıkta eşitsizlik, bölgesel dengesizlikler, fırsat eşitliğinin olmaması, kır ve kent yoksulluğu, orta sınıfın erimesi, toplumsal barışı ve sosyal adaleti temelinden sarsmıştır. Bütün bu risk ve eşitsizlikleri önlemenin yolu Halkçılık ilkesi çerçevesinde yeni üretim ve bölüşüm modelleri yaratmaktan geçer.
Pandemiden sonra bir kere daha, ekonomik ve toplumsal dengesizliklere karşı kamucu müdahalelerin büyük bir ihtiyaç olduğu net olarak ortaya çıkmıştır. Sınıfsal, toplumsal eşitsizlikleri gidermeye yönelik kamucu politikalar, Devletçilik ilkesinin günümüzde güçlü bir şekilde gündemde olacağını göstermektedir. Devletçilik, sosyal adaleti sağlayacak güçlü sosyal devleti oluşturmanın ve kalkınmanın güvencesi olacak üretim dönüşümlerini yaratmanın tek yoludur. Kalkınmacı devletçilik kamu yararını merkezine alır. Verimli ve güvenceli istihdamı hedefler. Üretimde yeşil dönüşümü, teknolojiye eşit erişim ve yaygın kullanımını garanti eden bir yaklaşımı benimser.
Çok boyutlu bir değişim ve dönüşüm çağındayız. Dördüncü Sanayi Devrimi üretimden bölüşüme, iş yapma biçimlerinden yaşam tarzına her alanda hızlı ve köklü dönüşümlere yol açmaktadır. Kentler, yaşam alanları, üretim ilişkileri, eğitim ve sağlığın biçimi, onlara ulaşma imkânları gibi birçok alanda yeni bir bakış açısına ihtiyaç olacaktır. Aynı şekilde örgütlenme biçimleri, siyasal sistemin yeni dönemde demokratik biçimde nasıl kurgulanacağı gibi bir dizi sorun siyasetin merkezinde yer alacaktır. Devrimcilik ilkesi, Atatürk devrimlerini sürdürme kararlılığının yanında bütün bu dönüşüme çağdaş bilim ve akıl süzgecinden doğru çözümleri bulmanın anahtarı olacaktır. Dünyada, ülkede, toplumda, partide yani hayatın her alanında devrimci bir yaklaşım, çağı yakalamanın temel düsturu olacaktır.
Sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri, doğayla, çevreyle uyumlu, eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışma ilkeleri etrafında bir yaşamı öngören politikalarımızın temeli olacaktır. Eşitsizliklerin, doğa kıyımının, haksız rekabetin ideolojik temeli olan neoliberalizm veya başka kılıf altında ortaya konan neoliberal politikalar terk edilmelidir. Çözüm sosyal demokrasi ve altı ok programının kalkınmacı devletçilik, sosyal devlet ve halkçılık ilkelerinin kapsayıcı ve çağdaş yorumundadır.
“Sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri, doğayla, çevreyle uyumlu, eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışma ilkeleri etrafında bir yaşamı öngören politikalarımızın temeli olacaktır.”
Bu ideolojik netlik, siyasal ve sosyal ittifaklara engel teşkil etmez. İttifak siyaseti, ittifak kuranların birbirine dönüştüğü, benzediği siyaset olmamalıdır. Tersine birbirine benzemeyen partilerin kendi kimliklerini koruyarak ortak hedef etrafında birleşmeleri, verimli bir ittifakın en önemli şartıdır.
İttifaklar parti vicdanında karşılık bulacak şekilde tasarlanmalıdır. Örneğin, partimizin seçilecek sıralarından 39 milletvekilinin başka partilere verilmesi parti vicdanında, parti tarihinde unutulmayacak bir hasar bırakmıştır. Bu süreç hiçbir parti içi müzakereye, üzerinde uzlaşılmış bir iç hukuka, objektif ölçme-değerlendirme kriterlerine dayanmaksızın ve parti içi denetime kapalı olarak yürütülmüştür. Aynı şekilde partiler arası imzalanan protokollere dair seçilmiş kurulları bilgilendirmelerin dahi yapılmadığı süreçler işletilmiştir. Bu ölçüde yetki kullanıp, sorumluluk üstlenmeyen bir yönetim tarzı kabul edilemez.
Partinin ana politikalarında paradigma değişikliği yaratacak, tarihsel veya başka esaslı tereddütler oluşturabilecek politikalar koşullar ne olursa olsun siyasi kurullarda müzakere edilerek belirlenmelidir. Bu, yukarıda bahsettiğimiz ilkeli ve kurumsal siyaset yapmanın bir gereğidir. Politika böyle belirlendiğinde, bütün boyutlarıyla ele alınıp önceden hazırlık yapılır. Parti örgütünde tüm kadroların sahiplenmesiyle siyasi kararlar kişisel temenni veya hedeflerin ötesine taşınır, toplumsallaştıracak gerekli kurumsal ve örgütsel çerçeve oluşur.