|
Tweet |
Çıplak arama sürecini anlatan Türker, yer yer zorlandığı konuşmasında yaşadıklarını şöyle dile getirdi:
“Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Kontrol yaptı. ‘Tamam. Üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır. Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’, ‘Nasıl yani’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani bu insanların onurunu, gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Başını, arkanı dön, eğil’ filan. ‘Tamam’ dedi. Hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla Elif’in ağlamasını hiç unutmuyorum.”
Fatoş Pınar Türker, tutuklanıp Silivri’ye nakledildiği süreci şöyle anlattı:
“İnsan cezaevine düşeceğini, bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş, o var. ‘Sizi 6 kişilik koğuşa koyacağız’ dediler. Biz çok sevindik. Sonra müdür hanım, ‘Adalet Bakanlığı’ndan talimat geldi. Sizi ayrı ayrı koyacağız’ dedi. Bizi götürdüler. Biz el eleydik Elif’le (Atayman) zaten. İlk koğuşun kapısına geldik, ‘Burası sen’ dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa Elif’i, Fatoş’u (Ayık) koydular mı diye… Sonra Fatoş’u, sonra Elif’i. Fatoş çok çığlık atıyordu. Fatoş çok çığlık atınca ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz.”
Tutuklandıktan sonraki ilk sabahta yaşadıklarına ilişkin de Türker, şunları dile getirdi:
“Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru bana ‘SEGBİS’ dedi. Dedim ki ‘O ne’. ‘Mahkemeye çıkacaksın’ dedi. ‘Ben daha yeni tutuklandım’ dedim. ‘Dün çıktım mahkemeye’ dedim. ‘Yine çıkacaksın’ dedi. Dedim herhalde idam edecekler ya da müebbet verecekler, hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. ‘Dur. Mahkemeden niye ağlıyorsun’ dedi. Dedim ki ‘‘Ben bilmiyorum, bu ne, SEGBİS ne’. ‘Böyle online ekrana bağlanıyorsunuz’ dedi. Ben gittim, oturdum. Karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor. Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü savcı bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı. Savcım, size soracağım şimdi. Böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana kumpas kuracak demedim mi? Niye konuşmadın sen? Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi. ‘Ama sayın savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım’ dedim.
‘Bak şimdi sen git. Eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin. Burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin’ dedi. Ben de dedim ki ‘Savcım yeniden ifade vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım’. Karşımdaki savcıya ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. ‘Tamam. Ben avukatıma bir danışayım’ dedim. Böyle yaptı (masaya vurarak) ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi. Bir anneye böyle denir mi? ‘Mal varlığı tedbiri için karar var benim elimde ama ben 28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre veriyorum’ dedi. Savcım bunu dedi ve o gün tebliğ edildi. ‘Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım’ dedi.”
Yaşananlara tepki gösteren Türker, şöyle devam etti:
“Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur… Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce’ye götürüldüm. Düzce’de benim insan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce’ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız… Ben Medya AŞ Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben yüzde 100 beraat edeceğime, yüzde 90 bile değil, inanıyorum ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya AŞ Genel Müdürü Pınar’ı yargılayın. Anne olarak benim çocuklarıma yazık günah değil mi?”
Anne olarak yaşadığı duyguları da Türker, şu sözlerle dile getirdi:
“Geçen sene mezun oldu Nehir. Londra’ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda yüzde 1’lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla… Diyor ki, ‘Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım’. Yani bacak kadardı onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum. Bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair böyle bir yaşama sevincim kalmadı. Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem, babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda… Anneme dedim ki, ‘Keşke idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş’. O kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok ama sayın hakim, lütfen vicdanınıza sesleniyorum, sayın savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar’ı yargılayın da anne Pınar’ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum.”