www.ocianews.com/ bedava bahis bahis siteleri
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


HASAN KUMRAL

facebook-paylas
PALAVRA -1
Tarih: 13-07-2026 23:42:00 Güncelleme: 13-07-2026 23:49:00


PALAVRA -1

Dünya nüfusunun en az %80 kısmı öteki dünyadır. Öteki dünya, yani ekonomik, siyasal, kültürel, düşünsel katkıları olmayan, edilgen, tüketici kitle. Tüketirken hasbelkader dünyaya kısmi katkı sağlayan istatistik değer olarak yer alan %80 grup. Lümpen işçiler, işsiz grubu, işletmede çalışan tüm işçiler, idari kısımdaki hizmetliler, küçük çiftçiler, topraksız köylüler, marjinal gruplar…  Dünya %20 tarafından yönetilir, yönlendirilir. Tüm devrimler, savaşlar, krizler, barışlar, buluşlar, sanat, kültür, din, ahlak bu elit çevrede gerçekleşir, kırıntıları, serpintisi %80’ne yansır. Bu yansımanın küçük, istisnai geri dönüşleri olur. Bu yansımalar, geri dönüşler ise mucizevi olaylar olarak yansıtılır, kayda geçirilir. Yani dünya aslında toplam nüfusun %20 içinde döner…

Tarihsel süreç incelendiğinde görüleceği üzere geçmişte tüm dünya birbiri ile doğrudan veya dolaylı olarak akraba bir grup asilzade tarafından yönetilmiştir. Bir yerleşim biriminin kim tarafından yönetildiğinin hiçbir önemi yoktu, sonuçta yönetenler keskin hatlarla ayrılmış asil bir sınıf, diğerleri ise doğuştan tabi olan sınıftı. Tabi olan sınıfın komutan, din alimi, sanatçı, bilim insanı, tüccar, kadı vs vs olması sonucu değiştirmiyordu. İstisnai olarak alt sınıftan gelen birisinin hükümdar olabilmesi, hakim sınıftan birisi ile akrabalık bağı kurmasına veya üst düzey bürokrat olarak naip, vasi görevini yerine getirmesiyle gerçekleşebiliyordu. Feodal düzende ne insan hakları vardı, ne savaş hukuku ne de demokrasi, seçme – seçilme hayal bile edilemezdi.

Magna Carta gibi tek tük örnekler hariç olmak üzere 1700 yıllara kadar dünya sistemi bu şekilde yürüdü. Ancak rönesans ve reform hareketleri, sermaye birikiminin artması ve sanayi devrimi ile birlikte oluşan ekonomik, sosyal, kültürel, dini, düşünsel ortam neticesinde güçlenen burjuvazi artık siyasal olarak da hak sahibi olmak istiyordu. Yönetimden pay almak, sermayesini daha da büyütmek, iktidar olmak amacıyla feodal düzene isyan etti. Ancak sorun şu ki burjuvazinin silahlı gücü yoktu, silahlı güç devşirme, oluşturma şansı veya ihtimali mevcut değildi. Burjuvazi silahlı güç eksiğini geniş halk kitlelerini yani %80’lik öteki dünyayı harekete geçirerek çözme yoluna gitti. Öteki dünya ile bağ kurabilmesi, onların liderliğini yapabilmesi, onları amaçları doğrultusunda kullanabilmesi için insan hakları kavramanı ortaya attı. İnsan hakları kavramının kökeni zaten aldatmacadır, ağıza sürülen bir kaşık baldır.

Burjuvazi, insan hakları kavramı ile birlikte öteki dünyaya, eğer yönetimi birlikte ele geçirirlerse gerçekleştirecekleri değişimlerin, verilecek hakların, paylaşılacak ekonomik, siyasal, kültürel paylaşımın, ortadan kalkacak feodal ve dini baskının sözünü verdiler. Bu vaat ve değişimler nihayetinde burjuvazinin iktidarı ele geçirmesi ve ele geçirdiği iktidarı koruması içindi. Bu çerçevede Pazar payının güvence altına alınması, korunması amacıyla yerel burjuvalar milliyetçiliği geliştirdiler. Milliyetçilik en basit haliyle milli/ulusal sınırlar içerisinde Burjuvaya bağlı ve ona hizmet eden ekonomik, sosyal, siyasal, düşünsel bağımsızlığı ifade eder. Bu açıdan milliyetçilik körüklenmiş, milliyetçilik üzerinden hanedanlıklar sona erdirilmiş, parçalanmış ekonomik bölgeler birleştirilmiştir. 1800 – 1900 yılları arasında burjuvazi emperyal bir karaktere bürünmüş, yerelde milliyetçi genelde emperyalist ve sömürgeci olmuştur. Özellikle 1.paylaşım savaşına kadar süreç bu şekilde devam etmiştir.  1.paylaşım savaşı noktayı koymuş ve hanedanlıklar devrini bitirmiştir.

1.paylaşım savaşından sonra insan hakları kavramı, savaş hukuku, uluslararası hukuk, milletler cemiyeti, vs vs gibi kavram ve kuruluşlar ile yeni bir paylaşım savaşını önlemeye çalışmışlardır. Ancak emperyal burjuva etkinlik alanlarının tam olarak hesap edilememesi, 1.paylaşım savaşı galiplerinin kural tanımaz yağmalamaları yenilmiş olan emperyal burjuvazinin hızlı bir şekilde yeniden güç kazanmasına neden olmuştur. Yapay sınırlar, güçlenen yenik emperyal burjuvaziler ve tehlike arz eden eşitlikçi düşünce adı altındaki yayılmacı Rus emperyalizmi tehlikesi 2.paylaşım savaşını getirmiştir.

2.paylaşım savaşından sonra tekrar insanlığın yani burjuvazinin tekrar büyük ölçüde zarar görmemesi için insan hakları, demokrasi, savaş hukuku, birleşmiş milletler örgütü, Nato ve Varşova paktı, uluslararası denetim mekanizmaları hayata geçirilmiştir. Özellikle iki kutuplu ve çok eksenli dünyada her an yeniden büyük bir paylaşım savaşının riski yaşanmıştır. Sanayi devrimi tamamlanmış finans kapital dönemine geçilmiştir.

1989 Berlin duvarının yıkılmasıyla 2.paylaşım savaşından sonra kurulan dünya düzeni de yıkılmaya başlanmıştır. Yeni dünya düzeni çığırtkanlığı yapılmıştır. Yeni dünya düzeni; hiçbir hukuki, insani, vicdani, ahlaki veya dini değerin-kuralın olmadığı, işlemediği, gereksinim duyulmadığı bir düzendir. Kapitalist emperyal burjuvazi tüm dünyada tek başına egemen olmuştur. Bu egemenlik çok ülkeli şirketler (Ç.Ü.Ş.) üzerinden sağlanmıştır. Geçmişteki doğrudan veya dolaylı akrabalık bağına dayalı feodal düzen yerine doğrudan veya dolaylı işbirliğine, sermaye birliğine dayalı yeni feodal düzen kurulmuştur.

Her şekilde dünyada tek egemen güç haline gelen çok ülkeli şirketler (Ç.Ü.Ş.) egemenliklerinin önünde engel olarak gördükleri tüm insani, vicdani, dini, hukuki değer, kurum ve kuruluşları anlamsız ve işlevsiz hale getirmişlerdir. Artık insan haklarının, birleşmiş milletlerin, uluslararası sözleşmelerin, savaş hukukunun, yapılmış veya yapılacak anlaşmaların hiçbir önemi ve anlamı, değeri yoktur. Gazze’de yaşananları ve mevcut yerel savaşları, çatışmaları bu çerçeveden değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca 20.yüzyıl burjuva argümanları olan insan hakları, demokrasi, vicdan hürriyeti veya o ortamda filizlenen demokrasi, sosyal demokrasi, sosyalizm, komünizm, milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı, milliyetçilik gibi temel ideolojik kavramların içi boşaltılmıştır. İyi niyetli aydınlar ve gayretkeş gençler dışında ideolojik yapılar çökmüştür. Çünkü ekonomik yapı her şeyi belirler.

Dünyada ne yazık ki sadece emperyalist sermaye sahipleri yani çok ülkeli şirketlere dayalı ekonomik sistem kendisine uygun üst yapıyı inşa edebildi. Onun dışındaki tüm ideolojiler maalesef kendi ekonomik alt yapılarını kuramadıkları için dönüştüler, karşı oldukları sistemin payandası haline geldiler. Bunun en canlı örneği günümüz Türkiye’sidir. Kesinlikle bir araya gelemez dediğimiz herkes bir arada AKP-MHP-CHP (Butlancı klik)- DEM – HÜDAPAR – VATAN PARTİSİ cumhur ittifakını oluşturuyorlar. Ama bu ittifakın karşısında olduğu düşünülen ittifak da çok farklı amaçlara hizmet etmiyor, aynı kaynaktan beslenen iki nehir gibiler.   

Hali hazırda bu düzenin en büyük düşmanı ve bunların engel olarak gördükleri milli/ulusal devlet yapılarıdır. Dünyada da en önemli örnek Atatürk ve Atatürk Türkiye’sidir. Amaç Atatürk ve Atatürk’ün kurduğu devletin, siyasal, sosyal ve ekonomik düzenin yıpratılması, uzun vadede yıkılması ve hafızlardan kazınmasıdır. Bu gün Türkiye de uygulan politikaları, yapılanları, hedeflenenleri, yaşananları bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Toplumun yani Türk Milletinin umudunun yok edilmesi, millet bağlarının aşındırılarak çözülmesi, ahlaki, dini, vicdani, insani değerlerin yıpratılması ve anlamsızlaştırılması, siyasi, sosyal ve ekonomik kaosun/anarşinin desteklenmesi/körüklenmesi nihai olarak Atatürk ve Türk Milletinin bu topraklardan sökülüp atılması içindir.

Yol ikidir, hedef bellidir, yöntemler açıktır. Ya tam bağımsız Atatürkçü Türkiye veya Ç.Ü.Ş. tarafından sömürülen Türkiye, başka yol yok.

Binlerce yıldır bu topraklarda egemen olan, kral, padişah, vezir, şah, ayan, imam, şeyh,  vs vs olarak hüküm sürenlerin ardılları/soyları gerçek kimliklerini ortaya koyarak, ittifak halinde ellerinden kaçırdıkları egemenliği Ç.Ü.Ş. ile işbirliği yaparak tekrar kazanmak istiyorlar.

Kavga, bu kavgadır. Kurtuluş Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına geri dönebilmektir…

Tanrı Türkü Korusun ve Yüceltsin13.07.2026                                                                                                                                                                                 Hasan KUMRAL        





YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI