|
Tweet |
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Ülkücü Türk gençliği varsa Türk milleti çaresiz değildir. Görüyoruz ki biz burada var oldukça Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnız değildir. Yürekten inanıyoruz ki ülkücü Türk gençliği varsa, Türk ve Türkiye Yüzyılı kuru bir söz değil, alın teriyle, akılla, ahlakla ve teknolojiyle adım adım ilerlenen bir hakikattir." dedi.
"Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a attığı ilk adım, bu suale verilmiş en büyük cevaptır"
Evlatlarım, 19 Mayıs 1919, Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğrulduğu, kaderine vurulmak istenen esaret zincirini parçaladığı, emperyalizmin kurduğu vesayet oyunlarını elinin tersiyle ittiği kutlu başlangıçtır. Mondros’un ağır hükümleri milletimizin sırtına hançer gibi saplanmış, Anadolu’nun dört bir yanı işgal heveslilerinin kirli hesaplarıyla sarmalanmıştı. Vatan toprağı işgalcilerin postallarıyla çiğnenirken; ihanetin ağları İstanbul’dan Musul’a, Erzurum’dan Selanik’e kadar uzanmış; mandacıların himaye hevesleri, ayrılıkçı cemiyetlerin teslimiyet hesaplarıyla çepeçevre kuşatılmıştı. İstanbul’un semalarına işgalin ağır gölgesi çökmüş, ordunun imkânları mütareke şartlarıyla budanmış, vatan sevdalılarının sabrı taşmıştı. Vatan ve hürriyet şairimiz Namık Kemal, milletin sızısına şöyle ses veriyordu:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini;
Yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?"
İşte Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a attığı ilk adım, bu suale verilmiş en büyük cevaptır. O ilk adım Havza’da ulusal şuura, Amasya’da kurtuluş fermanına, Erzurum’da milli birliğe, Sivas’ta “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyen kararlılığa, Ankara’da devletleşen ve devleşen milli iradeye dönüşmüştür. Böylece Namık Kemal’in feryadı cevabını bulmuş; Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bu cevabı tarihe şu mısralarla mühürlemiştir:
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini;
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.”
İşte bu mısralar Samsun’da çakan kıvılcımın Anadolu’da nasıl bir ihtilal yangınına dönüşeceğinin habercisi olmuştur.
"Puslu havada ocakların bekçileri olacaksınız"
Gazi Mustafa Kemal şayet bir gün çaresiz kalırsanız bir kurtarıcı beklemeyin, kurtarıcı kendiniz olun öğüdüyle seslenmiştir. Gençliğe armağan edilen bu müstesna günün manası bu seslenişte ve hakikatte yatmaktadır. Türk gençliğine istikbalin haysiyeti, istikbalin mesuliyeti, cumhuriyetin namusu 19 Mayıs 1919'un hatırasıyla emanet edilmiştir.
"Sancağın yanına yazılım eklenmiştir"
Bugün bu salonu dolduran Türk gençlerinin gözlerine baktığımızda görüyoruz ki şehitlerimizin emaneti yerde kalmamıştır, kalmayacaktır. Ülkücü şehitlerimizin hatıraları bugünümüze biçim veren, aydınlık katan kutup yıldızlarımızdır. Onların aziz hatırasını yalnız dualarımızda, anılarımızda değil; bugün kitap başında ter döken, laboratuvarda bilimle hemhal olan, kod yazan, proje geliştiren, toprağı tanıyan ve üreten Türk gençliğinin alın terinde yaşamaktadır. Zira çağ değişmiştir. Cenk meydanları siper sahaya eklemlenmiştir. Sancağın yanına yazılım eklenmiştir. Günümüzde karargahlar artık teknoloji merkezleridir. Savaşın bir cephesi bazen bir laboratuvar masasında bazen milli bir yazılımda bazen bir İHA kanadında bazen bir yarış aracının motorundadır.
"Teknocak bugün iftar kaynağımızdır"
Bunun içindir ki ülke ocaklarının teknoloji alanındaki hamleleri Türk gençliğini çağın öznesi yapma gayretidir. Ülke ocakları teknoloji merkezi koordinatörlüğünde faaliyet gösteren Teknocak bugün iftar kaynağımızdır. TeknOcak elektrik ve robotik sistemlerden yazılım ve yapay zekaya, enerji ve çevre teknolojilerinden savunma ve uzay çalışmalarına, tarımdan mobil uygulamalara kadar geniş bir sahada Türk gençliğinin üretim ufku açan milli bir teknoloji seferberliğidir. Bu seferberlik muhasırlaşma davasının gençliğimizde vücut bulmasıdır. Ancak altını kalın çizgilerle çizmem gerekir ki Batı özentisi biçareler gibi taklitçi bir modernleşme hevesi içinde değiliz. Kılıkta, kıyafette öykünme derdi, yaşayışta milletimize yabancılaşma maksadı taşımıyoruz. Kendi kimliğimizden kopmadan, çağın bilgisini üretme, çağın tekniğini kavrama, çağın araçlarını Türk milletinin büyük hedeflerine bağlamak gayesindeyiz.
Ülkücünün ürkücüye sırt döneceği, dava arkadaşlarının birbirine gönül koyacağı, aynı sancağın gölgesinde yürüyenlerin alınganlıkla, kırılganlıkla birbirinden uzaklaşacağı zaman mıdır? Hayır bir kere hayır, bin kere hayır, bugün küslük değil, kenetlenme zamanıdır. Bugün alınganlık değil, adanmışlık zamanıdır. Bugün dağılma değil, derlenme, tükenme değil, toparlanma zamanıdır. Yolumuz yalnız yürüyenlerin, bizi unutup ben diyenlerin yolu değildir. Yolumuz makam için değil, dava için. Alkış için değil Allah rızası için ekranlarda, kürsülerde boy göstermek için değil ağır mesuliyetleri sırtlamak için baş koyanların yoludur. Yükünüz ağırlaşsa da dizleriniz titremesin, yolunuz uzasa da gözleriniz hedeften ayrılmasın.
