www.ocianews.com/ bedava bahis bahis siteleri
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...



DEM Partili Bakırhan: Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider

Mutlak butlan kararı ve CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis müdahalesine tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider. Öbür gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisi’ne gider” dedi.

facebook-paylas
Güncelleme: 02-06-2026 23:56:46 Tarih: 02-06-2026 23:49

DEM Partili Bakırhan: Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider

 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında mahkemenin CHP hakkında verdiği mutlak butlan kararına tepki gösterdi. Bakırhan, “Hukuksuzluk adrese teslim ile başlar ama hiçbir zaman yerinde kalmaz. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider” dedi.

“Kimse ‘bu yargı kararıdır’ diyerek cambaza bak oyunu oynamasın”

Bakırhan’ın grup toplantısında yaptığı konuşmanın satırbaşları şöyle:

 “Ana muhalefet partisi CHP’ye karşı istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararı ve genel merkezin kolluk şiddetiyle basılması, bu krizin en çıplak yüzü oldu. Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Kimse bize başka hikâye anlatmasın. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir.

Öte yandan kimse, ‘Bu bir yargı kararıdır’ diyerek 86 milyona cambaza bak oyunu oynamasın.

Türkiye’de bu rejimin en yakın tanığı da sanığı da şahidi de biziz. Hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız. İstisnanın kural hâline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Sandığın iradesini yargı kararnamesiyle iptal eden, hukukun maskesini kullanır.

“Yaşananlar ne bir tesadüftür ne de tek bir partinin meselesidir”

Kimseyi tahkir etmeden, üçüncü sınıf polemiklere paye vermeden söyleyelim: Bugün yaşananlar ne bir tesadüftür ne de yalnızca tek bir partinin meselesidir. Cumhuriyet, yönetimi hanedandan alıp halka verme iddiasıyla büyük bir tarihsel kapı açtı. Ancak o kapıdan toplumun bütün renkleri, bütün dilleri, bütün inançları ve bütün kimlikleri eşit biçimde geçirilemedi. Cumhuriyetin tarihi bize şunu gösterdi: Bu ülke, her kritik eşikte demokrasiyi büyütmek yerine çoğu zaman siyaseti daraltan yolları tercih etti.

1925’te demokrasi yerine Takrir-i Sükûn tercih edildi. 1960’ta sandığın krizine çözüm olarak darbe görüldü. 1980’de toplumsal taleplere cevap olarak tanklar, işkencehaneler ve yasaklar devreye sokuldu. 1990’larda Kürt meselesinde çözüm arayışları yerine inkâr, güvenlik siyaseti ve şiddet tercih edildi. 28 Şubat’ta toplumun inancı, yaşam tarzı ve kamusal varlığı devlet sopasıyla hizaya sokulmak istendi. 2007’de 367 kararıyla siyaset yine yargı eliyle daraltıldı.

2016’dan sonra ise darbe girişimine karşı daha fazla demokrasi denilmesi gerekirken, OHAL rejimi kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürüldü. 4 Kasım 2016’da bu ülkenin demokratik temsil iradesi hedef alındı; arkadaşlarımız cezaevine konularak siyaset halktan, Meclis’ten ve sandıktan koparılmak istendi. 19 Mart’ta ise aynı çizgi ana muhalefete ve İstanbul’un seçilmiş iradesine yöneldi.”

‘Toplum demokrasi ve hukukla buluşturulmalı’

“2015’ten 2025’e uzanan süreçte bütün bu tarihsel miras, yeni bir rejim dizaynıyla daha da derinleşti. Siyasal alan daraldı, toplumsal gerilimler büyüdü.

Bütün bu tarihsel akış bize aynı hakikati söylüyor: Bu ülkede demokrasi ertelendikçe kriz büyüdü. Hukuk askıya alındıkça toplum yaralandı. Siyaset daraltıldıkça vesayet güçlendi. Baskı tercih edildikçe sorunlar kökleşti.
Türkiye’nin kök sorunu Cumhuriyet değildir; Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanmamış olmasıdır.

Barış ve Demokratik Toplum süreci, Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturma paradigmasıdır. Kök nedenlere çözüm ürettiğimizde, bu ülkede siyasi krizler çağını kapatabiliriz. Yeni bir çağ ancak Demokratik Cumhuriyeti inşa ederek başlayabilir.

Bizim DEM Parti olarak mücadelemiz ve sözümüz, Cumhuriyeti toplumla, hukukla, eşit yurttaşlıkla ve demokrasiyle buluşturmaktır.

Artık bu ülkenin kaderi korkuyla değil cesaretle, inkârla değil hakikatle, vesayetle değil halkların ortak demokrasisiyle yazılmalıdır.

“CHP’ye yönelik müdahale, sürece dair kaygıları artırdı”

Dünyada ve Orta Doğu’da büyük altüst oluşlar yaşanırken, içerideki bu gerilimler geleceğe dair umutları zayıflatıyor; toplumsal barışı sekteye uğratıyor.

CHP’ye yönelik yargı müdahalesi, barış sürecine dair kaygıları artırdı; toplumdaki güvensizliği daha da derinleştirdi. Çünkü barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir. Bu temelde şu uyarıyı yapıyoruz: Barış sürecinde atılması gereken adımları gölgeleyecek her türlü iç gerilim, yarar değil zarar getirir.

Bakın, bugün Orta Doğu en karanlık günlerinden çıkış yolu arıyor. Halkların ve inançların tanındığı, ekonomik ortaklıkların çoğaldığı, sınırların saygı gördüğü ama yaşamı engellemediği; güvenlik, demokrasi ve kalkınmayı birlikte kuran bir akıl, Orta Doğu’nun geleceğine yön verecektir.

Sykes-Picot düzeninin geçersizleştiği bu dönemde, tarihsel Türk-Kürt ilişkilerini eşitlik temelinde güncellemek hem bir zorunluluk hem de tarihin sunduğu bir fırsattır. Bu güncellemeyi yapabilirsek, Orta Doğu’da adaletin ve demokrasinin kurucu aktörü olabiliriz.

Helsinki, Soğuk Savaş’ın ortasında güvenliği ve insan onurunu aynı masaya oturtarak bir kıtanın kilidini açmıştı. Orta Doğu’nun da böyle bir eşiğe ihtiyacı var. Güvenliği halkların tanınmasından, sınırları yaşamın özgürlüğünden ayırmayan bir akla ihtiyaç var. O eşiğin adı Ankara olabilir. Bölgenin güvenlik, siyasi ve ekonomik mimarisi Ankara’da ortak zemine kavuşabilir.”

 







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI