www.ocianews.com/ bedava bahis bahis siteleri
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...



İBB davasında 59. duruşma günü: 'Bu iddianame Dr. Frankenstein'ın eseri gibi!'

CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasında 16. hafta Silivri'de bugün de devam etti. 59. duruşma gününde Murat Ongun savunma yaptı

facebook-paylas
Güncelleme: 01-07-2026 18:19:50 Tarih: 01-07-2026 17:53

İBB davasında 59. duruşma günü: 'Bu iddianame Dr. Frankenstein'ın eseri gibi!'

İBB davasında bugün, iddianamede 64 eylemden sorumlu tutulan ve hakkında yaklaşık 1000 yıl hapis cezası talep edilen Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yaptı.

Davada geriye Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş, İnan Güney ve Ekrem İmamoğlu'nun savunması kaldı.

 "RAKI MASASINDA TEVDİ RAPORU YAZILMIŞ"

Dosyada yer alan tevdi raporunu hazırlayan müfettişin dinlenmesini talep eden Ongun, "Raporu hazırlayan müfettiş beyefendi Arnavutköy Sur Balık'ta kimle, balık masasında, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi ve müşteki Sedat Kapıdağ ile kaç kere buluşmuş ve bu raporlar yazılmış? Onu soracağım, o yüzden istedim dinlenmesini. Sur Balık'ta, rakı balık masasında yazılan raporlarla ben burada yargılanıyorum, insanlar yargılanıyor. Bu Alper Aydın'ın dilekçesinde de var" diye konuştu.

PARMAK İZİYLE GİZLİ TANIK İFŞASI 

Ongun bitirmeden hemen önce, soruşturmada yer alan gizli tanıklarla ilgili dikkat çeken tespitlerde bulundu:

"Gizli tanık Doğan'ın ilk adı T'dir, soyadı Ö'dür. İsterseniz alenen de ismini söylerim. Kendisi beni 8 yıldır tanıdığını söylemiş. Bir tane telefon irtibatı koysun. Tanımıyor beni, tanımıyor. 1 kere gördü hayatında. Bir arkadaşıyla yanıma geldi. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda bir drone işi vardı, bununla ilgili. Dedi ki: 'Ya bu işi benden ucuza yapan olamaz, bilmem ne.. Bunu en iyi yapan biziz, şudur...' Dedim: 'Kardeşim, gir, ver o zaman ucuz teklifini, al." Aldı. İşi eline yüzüne bulaştırdı. Çıkardı droneları... Hayatımda ilk kez yaptığım bir iş, onun sayesinde defolu oldu. Batırdı işi.

Değerli Başkanım, şunu da buradan söyleyeyim: Gizli tanık Çınar da İlke de kendisini gizli zannetmesin. Parmak izlerine kadar kontrol ettim. Parmak izlerine kadar. 19 Mart'ta tutuklanıp albümde fotoğrafı olmayanlar... Kadınlar ve erkeklerin parmak izi işlemleri farklı olur. Bende de onu anlayabilecek bir zeka var. Hangisi erkek, hangisi kadın, biliyorum. Bir iddiam daha var bu yalancı gizli tanıklarla ilgili... Gizli tanık Meşe, ispat edemem ama 1 kişi değil. "Mülakat" adı altında toplanan pek çok beyan Meşe'nin altına yazılmış, zaten sonra Meşe de buharlaştı."

  ONGUN'UN SAVUNMASINDA "SÜLEYMAN SOYLU" AYRINTISI

Murat Ongun savunmasında Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemde İBB’ye yönelik denetimlerin yoğun biçimde arttığını anımsattı.

Ongun, "Sadece bu iddianameye göre 143 suç iddiası var. 10 yıl boyunca bu kadar suçu da her daim devletimizin gözetimi ve sıkı denetimi altında işlemeyi başarmışız.

İBB, eski İçişleri Bakanı Sayın Soylu’nun zaten özel ilgi alanıydı. Mesela bana 3 yılda 3 ayrı konuda mülkiye müfettişleri gönderdi. İfadeler alındı, incelemeler yapıldı ve sonrasında aklanmam ile sonuçlandı. 2022 yılında, memur olmadığım için zorunlu olmadığı halde malvarlığı beyanı verdim. Size de arz edeyim. Bugünle kıyas için harika belge. Devletimizde duruyor. İçişleri Bakanlığı’nda. Lütfen incelensin. Kişisel zenginleşme var mı yok mu net kanıtı.

Bahse konu dönemde müfettiş üstüne müfettiş teftişe geliyordu. Rutin Sayıştay denetçileri de bizdeydi, Ticaret Bakanlığı müfettişleri de. Hiç biri bizim için suç bulgusu tespit etmemiş. Keza polisimiz, jandarmamız, istihbarat kurumlarımız da 10 yılda yüzlerce suç işlerken bizi izlemiş. Sözde Casusluk yapıp, yurtdışına veri sızdırırken bile onları atlatmışız, ne çarpıcı. Adeta Türkiye Cumhuriyeti’nin en değerli kurumları uyumuş!"

"SAHTE FATURADAN BİR TANE BİZ DE GÖRELİM!"

"Ne var ki Ekim 2024’deki Başsavcılık atamasıyla bu uyku hali sona ermiş. Devletimiz gözünü açmış ve biz 'azılı suçluları' kıskıvrak enselemiş. Buna mı inanalım? Çok para kazanmayı ve vergi vermemeyi seven bazı reklamcı tanıklar, aslında fatura kesilen işlerin reel olarak yapılmadığını, bir nevi Kültür ve Medya A.Ş. isimli belediye şirketlerinin haraç kestiğini iddia etmiş. Bunlara yanıt vereceğim ama anlayamadığım bir başka boyutu iddia makamı kaleme almış. Çok iddialı. Şöyle diyor iddianamede: 'Böylece Kültür ve Medya A.Ş.'ye sağlanan milyonlarca lira kaynak, sahte iş sözleşmeleri ve naylon faturalarla suç örgütüne aktarılmıştır.' Değerli Başkanım, bunu ortaya koyan şu cümle dışında, yani oturdu, bu cümleyi yazdı ya, şunun dışında hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Sadece savcı bir cümle yazmış. 'Bu sahte faturalarla buraya aktarıldı' dedi, ne oldu? Öyle olmuş. 

Milyonlarca lira dediği de 5 yılda 24 milyon lira yani. Bu para da kimsenin cebine girmiyor. Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. iştirak şirketlerinin kasasına girmiş. Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor. Bu kurumların kasasından 1 lira öyle para alabilir misiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Aynı zamanda eğer sahte fatura kesildiğini iddia ediyorsa savcılık, ya numune bir tane koysun o şeyden, sahte faturadan bir tane biz de görelim."

"AHMET TAŞÇI BUNUN SOMUT KANITIDIR..."

"Bazı reklamcıların idari yaptırımdan korkup şikayetçi olamadığı beyanlarını ne yazık ki iddianame makbul kabul etmiş, çünkü aleyhimize. Tepeden tırnağa yalan. Bahse konu dönemde dediğim gibi İBB, en çok müfettiş taramasına, incelemesine, işte İçişleri Bakanlığı'nın özel ilgisine mazhar olmuş bir yer. 

Yani Süleyman Soylu, Sayın Bakan, İBB ile ilgili bir sıkıntı bulup sert yapmak, kuruma bir, kurumu bir zorlamaya tabi tutmak için her gün televizyonlarda beyan veriyordu. Onu da mı duymamışlar? Ama bunu insanın tavuğu kaybolunca CİMER'e yazıyor, bunlar bunu bile yapmamış. İsimleri de gizli olacak halde. Her neyse, ilanlar zaten dosyanızda da yok. 'Bize yasa olmayan şekilde fatura kesildi, işi de yapmadılar ama paramızı aldılar.' diyen reklamcılar aslında soruşturma korkusundan, bu beyanlarla kendilerine yönelik tatsızlıklardan kaçmak istemişlerdir. Önce tanık olan, sonra tanıklığını çeken Ahmet Taşçı bunun somut kanıtıdır."

“GİZLİ TANIK İLE BANA İFTİRA ATAN KİŞİNİN İFADELERİ AYNI”

Ongun savunmasında, daha önce gazetemiz yazarı Murat Ağırel’in de hakkında iki adet yazı yazdığı Celal Çakmak isimli bir kişi hakkında da dikkat çekici ifadelerde bulundu. Çakmak’ın dosyada hem müşteki, hem sanık he gizli tanık Kayın olduğunu belirten Ongun, Çakmak ile gizli tanık Kayın’ın beyanlarının büyük ölçüde aynı olay örgüsünü ve benzer ayrıntıları içerdiğini, 2023 yılının haziran-temmuz döneminde Bakırköy Kaymakamlığı’nda Buğra Gökce ile görüşme yapıldığı, bu görüşmenin ardından Buğra Gökce’nin yönlendirmesiyle Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olarak tanıtılan Murat Ongun’a 10 bin dolar verildiği iddiasının ortak şekilde yer aldığını belirtti: “Şimdi uzatmama gerek yok değerli Başkanım. Celal Çakmak, fezlekede gizli tanık ‘Kayın'. Bakın, bu Celal Çakmak fezlekede müşteki ve sanık ama aynı zamanda gizli tanık ‘Kayın’. Bu endemik bir konu değil mi yani? Bir kişi müşteki, sanık, gizli tanık. Bu yapıldı bize ya, bize bunlar yapıldı”

"RIDVAN DİLMEN'E İLİŞMEYEN HAYALET BİZE NİYE İLİŞİYOR?"

Murat Ongun, suçlandığı ortaklıklar ve ihalelerle ilgili de kapsamlı beyanlarda bulunurken iktidara yakınlığıyla bilinen eski futbolcu, "Şeytan" lakaplı Rıdvan Dilmen ile ilgili önemli bir iddiada da bulundu. Ongun, ilgili kısımda şunları söyledi:

"Son incelemede tahliye edilen iş insanı Alper Aydın, 28 Eylül 2025’te Silivri Cezaevi’nden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na 7 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Dilekçesinde AK Parti’ye yaptığı reklam desteklerinden ve ilişkilerinden bahsediyor ve ‘İBB yönetimine hiçbir zaman 2019 yılı duruşumu bozmadım’ diyor. Buradaki duruşu, AK Parti’ye yakınlığı tabii. Ayrıca 2024 sonuna kadar Sayın Cumhurbaşkanımıza yakınlığıyla bilinen Rıdvan Dilmen ile ortaklığını gizlediğini söylüyor.

Şimdi ‘Reklam İstanbul ile Murat’ın ilgisi yok’ deniyor. Ancak firma sahibi Rıdvan Dilmen benim ortağım diyor. Aradan aylar geçmiş, kimse Rıdvan Dilmen’i ifadeye çağırmamış. Alper Aydın ise tutuklanmış.

Alper doğru söylüyorsa, bu ortaklığı gösteren banka hareketleri veya belgeler olmalı. Ben de baktım. Dosyaya 5 Mart 2026’da yüklenen vergi inceleme raporunda, Alper Aydın tarafından Şeytan Rıdvan Dilmen’e ve Burcu Dilmen’e yapılan ödemeler görünüyor. Alper’e sordum, Burcu Dilmen kim diye; ‘Rıdvan Dilmen’in gelini’ dedi.

Değerli Başkanım, Rıdvan Dilmen’e ilişmeyen hayat Alper’i cezaevine atıyor. Firma sahibi ‘ortağım’ diyor, vergi raporunda ödemeler görünüyor. Rıdvan’a ilişmeyen hayalet neden bize ilişiyor? Ben Nihat’la ortak oluyorum diye şirket sahibi sayılıyorum da Rıdvan Dilmen neden bu tartışmanın dışında kalıyor?”

 ONGUN: "ÖZEL OLARAK HEDEF SEÇİLDİM"

Murat Ongun çok sayıda suç isnadı yapılarak mahkeme üzerinde “ceza verme baskısı" yaratıldığını belirtti. 

Ongun kendisinin özel olarak hedef seçildiğini söyledi ve şunları kaydetti:

"Medya AŞ ve Kültür AŞ kasalarının tarafımızca boşaltıldığını iddia ediliyor. 2020 pandemi yılı hariç 2021-2022-2023-2024 yılları bilançoları incelenirse, Medya AŞ’nin toplamda 50 milyon liraya yakın kârı olduğu görülür. Bilançosunu bilmesem de Kültür AŞ’nin de kar ettiğine eminim. Keza bu 2 şirketin iç içe geçtiği yazılmış suç gibi. İyi de Medya A.Ş.’nin yüzde 20 ortağı Kültür A.Ş. tabi ki ilişkisi olacak.

İBB’nin iştirakleri ile birlikte yıllık bütçesi 10 milyar dolar civarındadır. Medya AŞ kurumun en küçük bütçeli firmasıdır. Medya AŞ’nin 2024 satış bütçesi yaklaşık 800 milyon liraydı. Yani 18 milyon dolar civarında. Kültür AŞ'de de bunun 2-3 katıdır diye tahmin ediyorum. Bu 2 şirketin yıllık bütçesini toplasanız, karşınıza İBB ve iştiraklerinin toplam bütçesinin sadece yüzde 1’i bile çıkmaz. 

Çok iddialı bir ismi olan ‘Yüzyılın Soruşturması’ İBB Okyanusunun sadece yüzde 1’lik bir alanına odaklanmışsa, adı yüzyılın değil ancak yılın soruşturması olabilir. Ya da özel hedef seçilmem söz konusudur. Ki bu gerçektir."

 MURAT ONGUN’DAN 'MURAT ABBAS' YORUMU

Savunmasına devam eden Murat Ongun, şu ifadeleri kullandı:

"2020 yılı Aralık ayında Kültür AŞ genel müdürü olarak Murat Abbas atandı. İddianame, onu taahhütle işe aldığımı iddia ediyor. Tam elemanım yani. Taahhüt ne? Reklam ve organizasyon işlerine karışmaması.

Kendisi çok pişman oldu sanırım ve daha tutukluğunun 20. gününde pişman ifadesi verdi. Şöyle diyor ifadesinde: 'Genel müdür olarak başladığım ilk 5 ay içinde Murat Ongun’un bana bazı reklam mecralarının bazı firmalara verilmesiyle alakalı söylemleri ve talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.'"

"İDDİAYA GÖRE MURAT ABBAS'I İŞE BEN ALMIŞIM, TALİMATLAR VERMİŞİM..."

"Şahıs sözde örgüt yöneticisi olduğum halde talimatlarımı yerine getirmiyor ve gözaltına alındığı ana kadar, yani tam 50 aydır görevinin başındaydı. Ne demokratik bir örgütüz! Sözde üyem benim. Talimatlarıma daha işe girdiği ilk günden uymadığını söylüyor. Güzel ama iddiaya göre Murat Abbas’ı işe ben almışım, talimatlar vermişim ve adam yerine getirmemiş. Üstelik bu talimatlarıma karşı direniş eylemlerini işe başladığı ilk 5 ayda yapmış ve kovulmamış. Murat Abbas’ın beyanları ikna edici yani doğru bulunmuş ki kendisi cezaevinden çıkarılan ilk kişi oldu. Adam akım başlattı resmen."

 ONGUN: "ÖRGÜT GİZLİLİĞİNİ TAŞERON FİRMALAR İFŞA EDİYOR"

Örgüt iddiası ve CHP içindeki süreçlerin bir arada değerlendirilmesine ilişkin beyanlarının ardından varlığı öne sürülen örgüte yönelik gizlilik iddialarına da değinen Ongun, şöyle devam etti:

"Örgütün gizliliğini güya ifşa edenleri sayıyorum: 2 alt taşeron firma sahibi, 1 alt taşeronun alt taşeronu firma sahibi, bir de alt taşeron firmanın ortağının şoförü. Başkan danışmanı, pişmanlar kralı Ertan Yıldız’ın dahi gizlilikle ilgili ifadesi yok ama alt taşeronun ortağının şoförü Servet Yıldırım’ın bilgisi var. Buna gülelim mi ağlayalım mı? Gizliliği anlatacak kişi bu mu? Ya da reklamcı Eyüp Subaşı mı? İtirafçı İBB bürokratları oldu dosyada. Hiçbirinin gizliliğe dair beyanı yok. Çok enteresan. Komedi filmlerine taş çıkartan durumlar da mevcut, anlatımlarda. Hayatımızda ilk kez görüp tanıdığımız insanlara, pat diye örgütü deşifre ettiğimiz anlatılıyor. Yani yine avanak diyor bize iddianame."

“İMAMOĞLU’NUN BÖYLE BİRİ OLMASINI BEN DE ÇOK İSTERDİM”

"Sayın İmamoğlu’na olan sevgimi, saygımı ve birlikteliğimin gücünü herkes bilir. Lakin bu, irademi ona teslim ettiğim anlamına gelmez. İddianamede ‘Tartışılmaz ve karşı konulmaz tek söz sahibi Ekrem İmamoğlu liderliğinde’ deniyor. Vallahi de billahi de İmamoğlu’nun böyle biri olmasını ben çok isterdim. Ne yazık ki tam tersi.

Bizim kendisinden en çok duyduğumuz cümle: ‘Masa kurun.’ Masa kurmak demek; tek bir toplantı değil, tüm ilgili kurumların ve farklı görüşlerin dahil edildiği 15-20 kişilik geniş katılımlı toplantılar demektir. Sayın Başkan biz mağduruz, yıllardır aşırı demokrasiye maruz kaldık. Vallahi bezdik. Ne tek söz sahibi, ne karşı konulmaz lideri. Demokratlıktan yorulduk biz. ‘İmamoğlu Saraçhane’ye gelmiyor, hep sokakta’ deniyor. Mecburen. Kendi odası dahil her yerde toplantı yapıyoruz. Kaç kere odasına girip ‘Haa siz mi buradaydınız?’ dediği olur. Gelir, ‘ben de katılayım’ der, 2 saat daha sürer toplantı.

Böylesine iddialı bir soruşturma yapanlar, soruşturdukları kişiyi hiç ama hiç tanımıyor. Çok tuhaf. İmamoğlu’nu hiç tanımıyorlar. Oysa, savcıların onu kendilerinden bile iyi tanıması gerekirdi. Zaten tanısalar severlerdi."

 ONGUN: “BEN ÖRGÜT AVANAĞI MIYIM?”

Murat Ongun, aradan sonra iddianamede yer alan “örgüt” iddiasına yönelik savunma yapmaya başladı.

İddianameye göre kendilerine yöneltilen örgüt suçlamasının “kişisel zenginleşme, CHP’yi ele geçirme ve örgüt liderini Cumhurbaşkanı adayı yapma” amacı taşıdığının ileri sürüldüğünü aktaran Ongun, “Enteresan bir kurgu. Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli ve çok denklemli metodolojiyi tercih etmiş bir yapı anlatılıyor” dedi.

Ongun, kişisel zenginleşme iddialarına da iddianamede malvarlığının yanlış yazıldığını söyledi ve “Uyarılarımıza rağmen düzeltilmedi. Olmayan arsalar, tarlalar, fındık bahçeleri varmış gibi yazılmış. Ben dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş bir derviş değilim ama tekrar tekrar bakmalarına rağmen benden, ailemden ve yakınlarımdan şüpheli bir şey çıkmadı. Hal böyleyken ve ben bu sözde örgütün en çok üyeye sahip alt kolunun yöneticisiysem, bu zenginleşme faaliyetlerinden neden kendimi vareste tutmuş olayım?” diye konuştu.

50’den fazla ihaleyle ilgili usulsüzlükle suçlandığını hatırlatan Ongun, şöyle devam etti:

“50’den fazla ihalede usulsüzlükle suçlanıyorum, fakat sözde örgüt yöneticisi olarak örgütün birincil amacına uygun davranmamışım. Bu durum hayatın olağan akışına aykırı. Çok aykırı. Ya da halk diliyle konuşacak olsam şöyle sormam lazım: Ben örgüt avanağı mıyım? Avanak adamı örgüt yöneticisi mi yapmışlar? Kendinde kişisel zenginleşme yok, 1. ve 2. derece yakınlarda yok. İlerleyen kısımda göreceğiz kasası denen insanlarda da da yok. Nerede bu para? Sarı çizmeli Mehmet Ağa’da mı? İddia makamı bana yönelttiği milyarlarca liralık yolsuzluk iddiasını, hiçbir şekilde izah edememiş, somutlaştıramamış, tek bir kanıt bulamamış. Onun yerine tarafıma ait olmayan bir malvarlığı yazılıp iddianameye koymuş. İddianame, yazarın hayal dünyasını aksettirdiği bir roman değildir.”

“SORUŞTURMANIN BAŞLANGICI, CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI SATIN ALIMI”

İddia makamının, varlığı öne sürülen suç örgütünün deşifre olmasının kanıtı olarak CHP İstanbul il binasının alımı sırasında yapılan satın almayı konu alan gizli kamera görüntülerinin 2024’te ortaya çıkmasını gösterdiğini hatırlatan Ongun, “Yani mal sahibinin avukatı gizlice kaydettiği görüntüleri servis etmese gizemli örgüt deşifre olmayacakmış. Savcılık bu bölüme ‘soruşturmanın başlangıcı’ demiş” diye konuştu.

Bu iddianın, şu an cinsel taciz suçundan tutuklu bulunan Hasan Hüseyin Şenyurt’un beyanlarına dayandığını da aktaran Ongun, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Sözde örgütün amacına yönelik yazılan bir gerekçe daha, mantıkla izah edilemediği gibi, yine sözde örgütün amacıyla da çelişki içinde. Aralarında cinsel saldırının da dahil olduğu 2 ayrı cinsel suç dahil, hırsızlık, zorla el koyma, kamu görevlisine hakaret suçlarından mahkemede ceza almış bir suç makinesinin ifadesi neredeyse 1 tam sayfa bu sava, delil diye yazılmış. Bu dahi, tek başına üzerinde çok düşünülmesi gereken bir durum. Soruşturmanın başlangıcı bölümünü, bu profildeki insanın beyanlarıyla kurgulamak, bu iddianameye sakat veya ucube demek için, tek başına dahi yeterli bir nedendir. 

Peki, yine iddia makamına göre Ekrem İmamoğlu il binasının alımına neden dahil olmuş? Partiyi ele geçirmek amacıyla. İşte mantıkla izahı olmayan diğer çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa, bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP’nin kurumsal malı olacak. İmamoğlu’nun kişisel malı değil. E bu durum kişisel zenginleşmeyle tamamen çelişiyor?”

Ongun, il binası alımı ve partiyi ele geçirme iddiasının zamanlama ve siyasi bağlam açısından da çelişkili olduğunu savunarak şunları aktardı: 

“2019’daki satın alma 2024’ün siyasi atmosferiyle değerlendirilmiş. Oysa o dönemde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun arasından su sızmıyordu, ilişki ‘baba-oğul ilişkisi’ diye tarif ediliyordu. Böyle bir ortamda il binası alımını bugünün gerilimiyle açıklamak bir tür zaman sıçramasıdır. Zaman yolculuğuna çıksa dahi bu iddianame o kadar özensiz hazırlanmış. 2020 yılında yapıldı bu kurultay. Eğer İmamoğlu 2019 sonlarında partiyi ele geçirme amacı taşıyıp binayı satın aldırmış olsa 2020 kurultayında ya aday olur ya da başka bir adayı desteklerdi. 2023 yılını bekleyecek hali yok. Çok mantıksız.”

 "EŞİMİN TAHLİYESİ İÇİN 1 MİLYON DOLAR İSTEDİLER"

Ongun, davada bugüne kadar pek çok tutuklunun beyan ettiği gibi kendisine de tanımadığı, Beliz Özkan adında bir avukat tarafından eşinin tahliyesi için para verme teklifinde bulunulduğunu açıkladı.

Ongun, ilgili kısmı şu sözlerle anlattı:

"26 Nisan 2025’teki ikinci dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü içindeyken, ertesi gün ilk ve son kez bir avukat ziyaretime geldi. Daha önce görmediğim ve cezaevine bir kez geldiği kayıtlarla sabit olan avukat Beliz Özkan, ‘Beni sizin de benim de ortak şişman arkadaşımız gönderdi’ dedi. Cüneyt Yakut’u kastettiğini doğruladı ve onun mesajını iletti: ‘Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. 1 milyon dolar verilirse eşinizin tutuklanmamasını sağlayabilirim.’ 

Cezaevindeki avukat görüşmesinde benden böyle bir para talep edilince şok oldum. Yanıt vermeyince bu kez ‘Benim de 300-400 bin dolarım var, 600-700 bin dolar verse bile hallederiz’ dedi. Kendisine eşimin suçsuz olduğunu ve böyle bir param olmadığını söyledim, görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında da İstanbul Barosu’na şikâyette bulundum.”

Ongun, tahliye vaadiyle para isteyen avukatların yanında soruşturma başlamadan kendisini gözaltı listesinden sildirme vaadiyle ziyaret edenlerin olduğunu da açıkladı.

Operasyonlardan 4-5 ay kadar önce soruşturmadan haberdar olduğunu belirten Ongun, şöyle devam etti:

"Soruşturma bilgisine haiz olmama rağmen benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İşlerimi yine her zamanki gibi yaptım. Para kaçırmadım ya da mal devretmedim. İş hayatımı, özel hayatımı, nasıl yaşıyorsam öyle yaşamaya devam ettim. 2024’ün ekim ayında Ahmet Çiçek beni Çetin Ayaz adında bir şahısla ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi. Ocak ayında tekrar görüştüğümüzde, 100 bin dolar vermem karşılığında bana listede kimlerin olduğunu ve olayın ne olduğunu bana bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında de listeden adımı sildirebileceğini söyledi."

“NEFES ALDIRAN MEDYA KURULUŞLARI OLDU”

Gözaltı ve tutukluluk süresinin ilk aylarında, iktidara yakın medya kuruluşlarından kendilerine yönelik yoğun bir karalama kampanyası yürütüldüğünü de belirten Ongun, şöyle devam etti: 

“Mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus'u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerin de medyası vardı. Onun aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah'ı oldu, Yeni Şafak'ı oldu, TRT'si oldu, A Haberi oldu.

Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola'mızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola'nın İtham Ediyorum yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk TV, Sözcü grubu, Cumhuriyet, BirGün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu.”

“İLBAK’LAR BIRAKILDI, İHALE İDDİALARI ÇÖP OLDU”

Ongun, İBB soruşturması kapsamında tutuklanan ardından sessiz sedasız tahliye edilen reklamcı İlbak ailesine de dikkat çekti.

İlbakların itirafçı ifadesi vererek tahliye oldukları iddialarının gündeme geldiğini ancak dosyada ne sanık ne de ifadelerinin olduğunu söyleyen Ongun, iddianamede suç yöneltilmeyen aile hakkındaki tedbir kararlarının aşama aşama kaldırıldığını ve böylece dosyadaki önemli ihale iddialarının geçersiz olduğunu anlattı:

“İlbak ailesinden Murat, Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la aynı gün mahkemeye çıktık, birlikte Silivri’ye gönderildik. Yaklaşık 40-45 gün sonra tahliye olduğu haberini aldım. Açıkçası ‘itirafçı olup bir şeyler mi anlattı?’ diye düşündüm çünkü kendisini tanırım, düzgün ve kaliteli bir iş insanıdır. Merak ettim, çünkü itirafçı olan kişilerin ifadeleri genellikle hemen basına yansıyordu. Ancak Murat Bey’in ifadesi hiç yayınlanmadı. Sonra şirketlerine kayyum atanıp atanmadığını araştırdım; kaldırıldığını ve şirketlerini geri aldığını öğrendim, sevindim.

Daha sonra tahliyesinin şartlarını merak ederken geçen yaz Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye-Almanya finalini izlerken, TRT ekranlarında Riga’daki maçta tribünde bir Türk taraftara yakın plan yapıldı. O kişinin Murat İlbak olduğunu görünce, yurt dışı yasağının da kalktığını anladım ve şaşkınlık yaşadım.

İddianamede isimlerinin 1087 kez geçtiği bir dosyada, İlbak kardeşlerin sanık olmaması dikkat çekiciydi. İstanbul’un en büyük reklam şirketlerinden birinin artık sanık olmamasıyla, iddianamede yer alan birçok reklam ihalesi dosyasının da dayanağı ortadan kalkmış oldu. Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oldu çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulundu. Tartışmalı olsa da bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masum.”

 "AİLELERİN İÇİNE BU KADAR ÇEKİLDİĞİ BİR SORUŞTURMA VAR MI?"

“Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. Tarihte ailelerin içine bu kadar çekildiği bir soruşturma var mı bilmiyorum” diyen Ongun, sözlerine şöyle devam etti: 

“Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşanmış. Ekrem Başkan – babası – oğlu – kayınbiraderi ile. Fatih Keleş – oğlu – abisi – yeğeni ile. Ben – eşim ve bacanağım ile. Tuncay Yılmaz eşi ile, Alper Aydın oğlu ile, Murat Kapki kardeşi ve çalışanları ile itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve oğlu ile, iftiracı fabrikatörü Muhittin Palazoğlu kardeşi ama kardeşinden çok sevdiği serveti ile, iş insanı Murat İlbak kardeşleriyle ve servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz. Zaten sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği, beyanlar geldi. İtirafçı yaratma sistematiği kuruldu.”

 "DİPLOMA NEDEN İPTAL EDİLDİ? OPERASYONLAR İÇİN NEDEN DİPLOMA İPTALİ BEKLENDİ?"

İddianameye yönelik eleştirilerinin ardından savunmasının ikinci bölümünde, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve saatler sonra başlayan İBB operasyonları arasındaki bağlantıya yönelik konuşan Ongun, şu ifadeleri kullandı:

“Operasyon öncesinde Başsavcılık, 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma neden bu kadar önemliydi, neden ısrarla iptali beklendi? Ekrem Başkan tutuklanacaksa diploma içerideyken de iptal edilebilirdi. Ama iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı.

Bu iptal, sanıldığı gibi yalnızca cumhurbaşkanı adaylığını engellemek için yapılmadı. Diploma varken İmamoğlu tutuklansaydı, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu da demokratik sisteme müdahale olarak değerlendirilecekti. Böylece ileride ‘Biz seçimlere müdahale etmedik, diploması iptal edilmiş bir kişiye yönelik belediye başkanı operasyonu yaptık’ denilecekti. Kurgulanan savunma buydu.

Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Bu plan boşa çıktı. 23 Mart’ta biz 500 bin CHP üyesini sandığa getirmeyi hedeflerken, 15,5 milyon insan İmamoğlu’nu seçti bile. Size anlattığım gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: Korkuyu. Diploma, işte bu korku ve endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar. O mutlak butlan kararı, o gözükaralık bile buradan kaynaklı.”

"BURADAKİ HERKES ŞOFÖR BEYANIYLA TUTUKLU"

“Kusura bakmayın ama hakimler yetkilerini savcılara devrediyor” diyen Ongun, yalan olduğunu emniyetteki sorgusunda kanıtladığını belirttiği bir husus üzerine tutuklandığını belirterek “Örgüt saçmalığının bu davada kullanılmasının amacı netti. Ellerinde tek bir delil dahi yoktu. Beyan da yoktu. Böyle dev bir işe, delilsiz kalkıştıklarını bildikleri için çok tedirgindiler ve yol haritalarına itirafçı yaratabilmek için örgüt isnadını eklediler. Ne de olsa insan baskıyla, zorlamayla, tehditle çözülürdü” ifadelerini kullandı.

Kendilerini tutuklatan tek delilinin, Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın’ın şoförü Orhan Cevahiroğlu’nun ifadesi olduğunu belirten Ongun, "Yalnızca iftiracı Orhan Cevahiroğlu’nun beyanıyla Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle Aslında burada bulunan bu kadar insan, yalnızca onun beyanıyla tutuklandı" dedi.

11.15 | ONGUN’UN 'ŞÜPHE SAVUNMASI' BAŞLADI

Savunmasının adının “şüphe savunması” olduğunu belirten Ongun’un ilk sözleri, şöyle oldu:

“Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor.  O da birine itiraz etmiş. Sonuç; malum. Bu coğrafyada itiraz popüler değildir. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘’itaat et, rahat et.’’ Konforlu bir alan yani. Rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam! Devamlı itiraz ediyoruz. Neye? Haksızlığa. Neye? Adaletsizliğe. Neye? Adam kayırmaya, ikili hukuka, partizanlığa, gerçek yolsuzluğa. İtirazın sonu, huzurunuzdayız Sayın Başkan.”

“İddianameyi yazanlar bizim mesleği bilmiyor” diyen Ongun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyorlar. Bilseler; benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır‘a,  Şaban Sevinç’e Yavuz Oğhan‘a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi. Ancak, onların benim kulağımı çekme bana fırça atma hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem önce sinkaflı bir küfrederler, ardından beni def ederler, hırsları geçmez inadına İmamoğlu aleyhine konuşurlar. Haklı da olurlar.”

"İDDİANAME BAĞIRA BAĞIRA 'SİYASET YAPIYORUM' DİYOR"

“İddianame tepeden tırnağa sakat” diyen Ongun, “Rahatsız edici olan ise şu ki iddianame Türkiye’de ikili hukuk olduğunu ispat ediyor. İddianame ülkemizde seçkin ve özel insanların, biz fanilerle kanun önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. İddianame bağıra bağıra ‘’siyaset yapıyorum’’ diyor” ifadelerini kullandı.

"BU İDDİANAME, DR. FRANKENSTEİN’IN ESERİ GİBİ"

Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında konuşan Ongun, iddianameye yönelik eleştirilerine devam ederek şunları kaydetti: 

“Sayın Gürlek, bakanlık performansında ne içten bir Ak partili olduğunu ortaya serdi. Şimdi ne düşünmeliyim? Sayın Bakan Şubat ayına kadar bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu savına inanmalı mıyım? Bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına pek uymuyor.”

Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir. Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır. 

Sizde şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için, tüm bu zaman zarfı ise şunu sorarak geçti: ‘’Asıl canavar kim?’’”

“EKREM BAŞKAN KADAR OLMASA DA...”

Savunmasının giriş kısmında, mahkeme heyetine yönelik övgülerde de bulunan Ongun, şöyle devam etti:

“Siyasal iktidar, kendi beka meselesi gördüğü bu önemli davayı sıradan yargıçlara emanet edecek değildi kuşkusuz. Heyetinizin kıdem bakımından bu dava için uygun olmadığı söylendi, burada. Bir hakimin tecrübesi, hayatın olağan akışına uygunluğuna karar vermede önemlidir, dendi.  Genç yargıçlara atıfla. Belki de bu bilinçli bir tercihti. Aşikar ki üyeleriniz de gayet parlak insanlar. Biz de fena değiliz efendim.

3 aydır sizler bize, biz sizlere bakıyoruz. İster istemez intibalar oluşuyor. Sosyal zekanız da hayli yüksek. Hatta, Ekrem Başkan kadar olmasa da iyi bir hazır cevap üstadısınız. Bunu da ince ve zeki esprilerle sunuyorsunuz. Böylece zirve yapan tansiyon, bir cümlenizle sönümleniyor. Ya da tam tersi oluyor. Siyasetçiler için hazırcevaplık, büyük bir artıdır. Birkaç basamak yükseltir insanı, siyasette. Yargıda da işe yarıyormuş, yaşayarak öğrendik.”

İMAMOĞLU SÖZ ALDI, DAVA TAKVİMİ NETLEŞTİ

Ekrem İmamoğlu, duruşma başlamadan söz aldı.

İmamoğlu, mahkeme başkanına seslenerek şu ifadeleri kullandı:

“İlk duruşmanın daha erken bitirilmesi bekleniyordu ancak maalesef olmadı. Ağustos ayı başında da duruşmaya devam etmek istediğinizi arkadaşlarım bana aktardı. Benim burada görülen 4 davam daha var. Bu konuda sağlayabileceğiniz kolaylıkları sağlamanızı rica ediyorum.”

İmamoğlu, normal koşullarda cuma günleri davanın devam etmediğini hatırlatarak davanın cuma günlerini kullanıp kullanmayacaklarını sordu.

Heyet başkanı ise cuma günleri duruşmanın olmayacağını açıklarken duruşmayı iki hafta içerisinde, 9 Temmuz Perşembe günü bitirmeyi planladıklarını söyledi. Mahkeme başkanı ayrıca, tutuksuz isimlerin savunmalarının başlayacağı ikinci duruşma için ise 10 Ağustos tarihini düşündüklerini aktardı. 

Mahkeme başkanı son olarak, 6 Temmuz Pazartesi günü Silivri’de İBB Davası’nın yanında hem diploma hem de casusluk davaları görülecek olan İmamoğlu’nun dava takvimi de göze alındığında savunmasını gelecek hafta perşembe ve cuma günleri almayı düşündüklerini belirtti.

İBB DAVASI

Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı.

İddianamede 'örgüt lideri’ olarak suçlanan Ekrem İmamoğlu’nun; ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘rüşvet’, ‘suç gelirlerinin aklanması’, ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘suç delillerini gizleme’, ‘haberleşmenin engellenmesi’, ‘kamu malına zarar verme’, ‘rüşvet alma’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘irtikap’, ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘ihaleye fesat karıştırma’, ‘çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘vergi usul kanununa muhalefet’, ‘orman kanununa muhalefet’ ve ‘maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İLK DURUŞMADAN BU YANA 51 KİŞİ TAHLİYE OLDU

Mahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB'de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB'de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB'de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu'nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney'in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak, Medya A.Ş eski Genel Müdürü Elif İpek Atayman, reklamcı Hasan Yalaz, Kültür A.Ş Genel Müdür yardımcısı Erdinç Çolak, reklamcı Alper Aydın, reklamcı Yunus Göçer, iş insanı Ahmet Güllü, İBB Muhtarlıklar Daire Başkan Yavuz Saltık, İBB Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu, İBB Kültür A.Ş. Eski İhale ve Satın Alma Müdürü Halit Burak Atalan’ın tahliyelerine karar verdi.

 

 







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI