|
Tweet |
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın valiliklere, valiliklerin ise belediyelere gönderdiği kreşlerle ilgili yazıya her yerden tepkiler sürüyor. Eşitlik için Kadın Platformu da konuyla ilgili yazılı açıklamada bulundu. Açıklamada yer alan bazı ifadeler şöyle:
"EŞİK Platformu olarak, belediyelerin 'mor, yeşil, kamucu politikalar' uygulamasının önemli ayaklarından biri olan ücretsiz veya uygun ücretli kreşlerin kapatılmasına karşı durmayı eşitlik mücadelemizin bir parçası olarak görüyoruz. Belediyeler sınırları içinde yaşayan tüm insan ve canlıların sağlıktan, spora, güvenli gıdadan, barınmaya, sığınaktan danışma merkezine her konuda hizmet üretmesi gereken, halka en yakın kamu birimleridir. Belediye yönetimlerinin hangi siyasi partiden seçildiğinin hiçbir önemi olmaksızın her mahallede okul öncesi bakım merkezleri açmasını kadınların en acil ihtiyaçlarından biri olarak tüm belediyelerden bekliyoruz.”
EŞİK'ten Hülya Gülbahar, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Gülbahar, 2010 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadın örgütleriyle yaptığı toplantıda “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” dediğini hatırlatarak sadece bu sözleri söylemediğini, aynı zamanda eşitliği sağlamanın kamusal ve kurumsal araçlarından olan kreşlere de karşı olduğunu gösterdiğini söyledi.
Erdoğan’ın “Kreş eken, huzurevi biçer” sözleriyle de kadınların hayatın bütün alanlarına katılımı sağlayacak kreşler, hasta, yaşlı ve engelli bakımı gibi kamusal kurumların ortadan kaldırılmasının önünü açtığını kaydeden Gülbahar, bunların ardından ‘tasarruf’ adı altında kamunun yeni kreşler açmadığını, var olan kreşlerin ya kapatıldığını ya da işlevini yitirdiğini ifade etti.
Çıkarılan genelgelerle de son birkaç yıldır belediyelerin kreş açmasının önüne geçilmeye çalışıldığını vurgulayan Gülbahar, Çevre Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği resmi yazı bu son zincirin halkalarından birisi olduğunu söyleyerek ilk halka değil, son halka da olmayacağını çünkü Türkiye’deki iktidardaki siyasal İslam’ın , kadının evde oturup çocuk, hasta, yaşlı, engelli yani toplumun ve ailenin ihtiyaç duyduğu tüm bakım ve hizmetlerini evde karşılıksız olarak vermesini isteyen bir politikaya sahip olduğunu söyledi. Gülbahar sözlerine, “AKP politikalarını merkezinde bu konu yer alıyor. Evde çocuk bakanlara, yaşlılara maddi yardım gibi uygulamalar, propanganda yapmak için, pilot illerde az sayıda adına verilen bir teşvik olarak kalıyor. Köklü, düzenli maddi yardım da bu anlamda yapılmıyor” diye devam etti.
Türkiye’de kreşlere ilişkin verilere de ulaşmanın imkânsız olduğunu dile getiren Gülbahar, “Örneğin jandarma teşkilatında bizim ulaşabildiğimiz bilgilere göre, 120 çocuk kapasiteli bir adet anaokulu var, 1 adet bebek odası var, bu eşantiyon anlamında. Bebek odası var mı, var. Koskoca jandarma teşkilatının bir tane bebek odası olması kabul edilebilir bir şey değil. Bu insanlar aynı zamanda baba ve çocukları var” ifadelerini kullandı.
Geçen haftalarda İzmir’de 5 çocuğun hayatını kaybetmesinin de kreşlerle ilgisi olduğuna dikkat çeken Gülbahar, şöyle devam etti:
“İzmir de 5 çocuğun tüm toplumun önünde çalışmak için dışarıya çıkan bir kadının çocukları bırakacak bir kreş olmadığı için evde yanıp yok olasını hep beraber izledik. Ulaşabileceği ücretsiz kreşler olsaydı, bu çocuklar hayatta kalabilirdi. Dolayısıyla kreş kadınların çalışma hakkını doğrudan ilgilendiren bir kamu kurumu. Ama aynı zamanda kadınların toplumsal hayata katılımını da sağlıyor. Ve kadınların şiddeti durdurabilmesi için maruz kaldığı şiddeti sonlandırabilmesi için vazgeçilmez bir mekanizma kreş. Kreşle kadınların ve çocukların yaşam hakkı arasında, kreşle kadınların ve çocukların şiddetsiz bir yaşam hakkı arasında doğrudan bir bağlantı var.”