|
Tweet |
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz, Partimiz ve Ülkemiz İçin Geleceğe Dönük En Önemli Güvencemiz ve Umudumuz
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın toplantısında konuştu.
Gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutlayan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmalarından bahsettikten sonra AKP iktidarının dış politika ve ekonomi politikalarını eleştirdi.
Özgür Özel’in açıklamaları özetle şöyle:
“120 kişi politika kurullarında görevlendirildi”
“Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde 2026 yılının ilk toplantısını gerçekleştirdik. Bu aday ofisinde zaten ikinci toplantımızdı ve ilk toplantıdan sonra sizlerle bir aradaydık. O günden bugüne geçen sürede; kurullarına başkanlık eden Gölge Bakanlarımız politika kurullarını oluşturdular ve şu ana kadar 120 arkadaşımız politika kurullarında görevlendirilmiş durumda. Bu 120 arkadaşımızın içinde çok sayıda milletvekilimiz, Parti Meclisi üyemiz ve alanında uzman akademisyenler ve siyasetçiler var. Bu sayının önümüzdeki günlerde biraz daha artıp, 170 kişinin burada politika kurullarında görev yapacağı bir düzene oturmasını önümüzdeki günlerde bekliyoruz.
Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde geçtiğimiz günlerde yapılan hazırlık çalışmalarını, görevlendirmeleri ve buradaki faaliyetlerin dinamizmini görünce; ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve ülkenin bu kadar mücadeleyle geçen, kutuplaşmanın en üst düzeyde olduğu ve maalesef ülkedeki yakıcı sorunların konuşulmasının üzerine sis etkisi yapan iktidar partisi tarafından ön plana çıkarılan gündemlerin vatandaşın dertlerinin konuşulmasına engel olduğu bu süreçte, bizim yaptığımız bu pozitif gündem yaratan ve ülkenin iktidarını devralmaya yönelik hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz ve koordine ettiğimiz bu mekân, hem partimiz için hem ülkemiz için geleceğe dönük olarak en önemli güvencemiz ve umudumuzdur.
“Ekonomik Eşgüdüm Konseyi”
Bugün yaptığımız konsey toplantısındaki alınan ve resmileşen kararlardan bir tanesini sizinle şu şekilde paylaşmak isterim.
Bu zeminin adı Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak belirlendi. Konseyde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Yürütme Kurulumuzdan; Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu Başkanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanımız, Ticaret Politika Kurulu Başkanımız, Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanımız, Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanımız, Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanımız, Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanımız, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden; Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşçi – Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve partimizin Genel Sekreteri ve CAO Genel Koordinatörümüz görev aldılar. 11 üyeden ve iki koordinatörden oluşan bu Konsey sayesinde, ekonomi birimlerimiz politikaların hazırlanması ve uygulanması konusunda çok daha verimli ve aktif bir çalışma süreci geçirecekler.
“Türkiye’nin değil kendi çıkarları ön planda”
Bugün dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreçte dış politikamızı siyaset üstü bir anlayışla, ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bir devlet ciddiyetiyle ele alma gerekliliği vardır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır bu ciddiyetten ve kurumsallıktan bilerek kopmuş, dış politikayı şahsiliğe, keyfiliğe ve karşılıklı ikili ve kişisel ilişkilere, pazarlıklara indirgemekten çekinmemiştir.
Dış politikamız özellikle son dönemde Sayın Erdoğan’ın Sayın Trump ile kurduğu kişisel ilişkiler, menfaat ilişkileri, çıkar çatışmaları ya da birlikleri üzerine şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu ilişki pratiği, Türkiye’nin menfaatlerini geri plana atmaktadır. Sayın Erdoğan’ın Trump ile Türkiye için değil; şahsi geleceği ya da kendi kadrolarının iktidarını devam ettirme ümidi üzerine kurmaya çalıştığı ilişki hepimizin malumudur ve ülkemiz için en büyük risk de budur.
Bu ilişki pratiği, bu iş görüş biçimi; geçmişte Sayın Putin’le, şimdi Trump’la geliştirilen ve bir kişinin yönettiği, kurumsallığı dışlayan ve kararları hangi niyetle aldığını kendisinden başka hiç kimseye izah edemeyen bu yönetim anlayışı sonucunda, şöyle çok kısaca bakacak olursak geriye doğru, parasını ödediğimiz F-35’ler üzerlerinde Türk bayrağı olduğu halde Amerika’da bir hangarda beklemektedir.
ABD’nin, göz bebeğimiz Kaan’ın motorlarını vermediğini bizzat Dışişleri Bakanımız açıklamıştır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı ağır yaptırımlara mani olunamamış, bedelini iş insanlarımız, milletimiz, hepimiz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. S-400’lerin temin sürecindeki başarısızlık, önce ABD ile şimdi de Rusya ile bir kriz alanına dönüşmüştür. 15 yıldır filomuza tek bir uçak katamadığımız gibi, hava savunma sistemimize ilişkin güven verici beyanların da ileri vadeli niyet beyanları olduğu ve hava savunmasına ilişkin zafiyetimizin yarattığı endişe ortadadır.
Tüm bunlara rağmen Sayın Erdoğan Trump’ın istediği tüm tavizleri vermiş, pahalı doğalgazdan Boeing uçaklarına, Amerikan mallarına vergi indiriminden, Çin mallarına vergi uygulamasına ve maalesef Nadir Toprak Elementlerinin Trump’a söz verilmesine kadar bir dizi taviz, göz kırpmadan verilmiştir. Bu çarpık ilişkinin Türkiye’ye olan en ağır zararı ise ABD Büyükelçisi’nin ve Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ortaya dökülmüştür. Biri ‘Trump, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ derken, diğeri ‘Beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’ diyebilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu hadsiz açıklamalara yanıt dahi verilememiştir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin rayına girmesi için öncelikle meşruiyetinin milletten alan, şahsi geleceğini değil Türkiye’nin geleceğini savunan bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu açıktır.”
Venezuela, İran, Suriye…
“Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu askeri bir saldırıyla kaçırması, ardından komşu ülkelere yönelen tehdidi ve Grönland‘ı işgal etme planları küresel gerilimin artmasına neden olmuştur. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır, yıkılmak istenmektedir.
Aynı zamanda İran’daki toplumsal hareketler, partimiz tarafından takip edilmekte, sivilleri hedef alan aşırı müdahaleler ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin Türkiye açısından; sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır.
Böyle bir ortamda komşumuz Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesi ciddiyetle ele alınmalıdır. CHP olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını savunuyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na uyulmasını önemsiyoruz. Tarafların çatışma olmaksızın masada anlaşmasını arzu ediyoruz. Suriye’de her inancın ve her kimliğin anayasal bir düzen içinde özgürce yaşayacağı bir demokratik sistemin kurulmasını zaruri görüyoruz. Ama geçen bir yılda maalesef bunun başarılamadığını gördük. Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı, çatışmasız çözüm ve sivillerin korunması için inisiyatif almalıdır. Ayrıca bu durum, toplumsal barış sürecini sekteye uğratmamalıdır. Kürt meselesinin çözümü için hızlı adımlar atılmalıdır. Terörsüz ve demokratik Türkiye, bir an önce kurulmalıdır. Bunu başarmak Türkiye’nin kırılganlıklarını da azaltacaktır.”
“Görülmemiş bir gelir adaletsizliği”
Yüksek enflasyon ve düşük ücretlerle sonuçlanan yanlış ekonomi politikaları, ülkemizi Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline getirdi. Bu düzenin en büyük mağdurlarından birisi de hiç şüphe yok ki, emekliler. AK’den önce en düşük emekli maaşının bir buçuk asgari ücret olduğunu bir kez daha hatırlatmak, bugün hiçbirimizin memnun olmadığı 28 bin liralık asgari ücret üzerinden bile bugün AKP’nin önceki dönemindeki gibi maaş alabilse emekliler 42 bin lira emekli maaşı alacaklarını not etmek gerekiyor.
Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanları dolduran emekliler, AKP öncesi sekiz çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün iki çeyrek altın düzeyine gerilediği ve aylık altı çeyreklik kaybın ne demek olduğunu yaşayarak biliyorlar. İsyanları artık gözlerine yansımış durumda.
Emeklilerin önce enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira maaş alacakları ilan edildi. Buna itiraz ettik, tepki gösterdik. Meclis’te Meclis Grubumuz emekliler için kesintisiz nöbete başladı. Ardından bir kanun teklifi getireceklerini ve düzeltme yapacaklarını söylediler. Hep birlikte bu teklifin ne olacağını bekledik. Maalesef emeklilere bin 62 liralık bir düzeltme teklif ediyorlar. En düşük emekli maaşını 20 bin lira yapmayı öneriyorlar. Açlık sınırı 30 bin lirayken, 20 bin lira artık bir maaş değil, adeta emekliye verilen bir harçlık düzeyinde kalmıştır.
Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse bir yoksul etmemektedir. Daha 2019 yılında, bundan sadece altı yıl önce en düşük emekli maaşının ortalama emekli maaşının yarısı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bugün ise ortalama emekli maaşı 23 bin liradır. En düşük emekli maaşı da 20 bin liradır. Yani bundan altı yıl önce ortalama maaşların 40 bin lira olduğu bir durumda ancak asgari ücret 20 bin lira olabilirdi. Bu durum bütün emekli maaşlarının nasıl en düşük emekli maaşına yakınsadığını gösteriyor.
Bugün arkadaşlarımızın paylaştığı çarpıcı bilgi, sadece son altı ayda 1,2 milyon emeklinin daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldığını, altı ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısının 4,9 milyona ulaştığını ifade etmişlerdir. Bu korkunç bir rakamdır. Türkiye’de 5 milyon emekli en düşük emekli maaşı almaktadır. Türkiye’de en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirlerinin üçte ikisi emekli maaşı ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır. Yanlış duymadınız. Türkiye’nin en yoksul yüzde 10’unun gelirinin yüzde 65’i emekli maaşı ve aldığı sosyal yardımlardır. Bu görülmemiş bir gelir adaletsizliğidir.”