|
Tweet |
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını sert sözlerle eleştirdi. Bahçeli, saldırının “bölgesel ve küresel dengeleri sakatlayacak mahiyette” olduğunu belirterek, “Bu saldırganlık gayrimeşrudur, gayrihukukidir, gayriahlakidir!” dedi.
Bahçeli, İran’a yönelik operasyonlarda casusların kritik alanlara sızdığını ve müzakereler kisvesi altında tuzak kurulduğunu ifade ederek, “Hain ve ajanlar içeride olunca kale kapısı kilit tutmamıştır” değerlendirmesinde bulundu. ABD-İsrail ortaklığının İran’a saldırısını “dehşet uyandıran organize bir saldırganlık” olarak nitelendirdi.
MHP lideri, Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki barışın önemine de dikkat çekti. “Savaşın kazananı yoktur, barışın kazananı ise çoktur. Coğrafyamızın her tarafında barış hakim olmalıdır” dedi. Ayrıca İran’ın siyasi ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı: “İran, İranlılarındır. Her filli zorlama, ayak oyunu ve karanlık senaryo uluslararası hukuka ve insanlık hukukuna aykırıdır.”
Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları şöyle:
"Konuşmamın hemen başında teessüf ve teessürle ifade etmek istiyorum ki, içinde bulunduğumuz çağın değerler hiyerarşisi, insani ve vicdani ölçüler piramidi ağır hasarlıdır. Bundan mütevellit kriz, kaos ve karmaşa hali dünyanın üzerine adeta karabasan gibi çökmüş durumdadır. Körüklenen istikrarsızlık ateşi yalnızca coğrafyaların bacasını sarmakla kalmamış, geleceği de aşırılaşmış risk ve tehlikelerle kundaklamaya başlamıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın vahim sonuçları henüz tesirini kaybetmemişken, halka halka genişleyen yeni savaşlar silsilesinin nasıl bir vahşet ortamına davetiye çıkaracağını isabetle öngörmek emin olunuz ki kolay değildir. İnsanın, doğuştan sahip olduğu haklara, tartışılamaz miras ve değerler müktesebatına saygı ve sadakat maalesef kalmamıştır.
Geldiğimiz bu aşamada, güçsüz haklı, haksız ise güçlü konumdadır. Küreselleşen etik ve ahlak kargaşası, kamçılanan hakimiyet ve paylaşım kavgaları özlemle beklenen geniş çaplı barış, huzur ve istikrar arayışlarını ne yazık ki boşa düşürmektedir. Bildiğiniz gibi gelecek zamanın ahlakından bahsedilemez. Her ahlak, her kültür geçmişten süzülerek bugünlere ulaşır. Fakat geleceğin silahla ve zora dayalı inşası amacıyla günümüzün tüm barbarlıklarının zincirlerinden boşandığı da ortadadır. Geçmişe merhamet ve minnet, sadakat hissinin zaman aşımına uğramayan mütemadi görevidir.
Geleceğe sahip çıkmak, geleceğin heba ve heder olmasının önüne geçmek ise bugün taşıdığımız en bariz sorumlulukların başında gelmektedir. Bölgesel ve küresel tansiyonun çok yükseldiği bir dönemde Türkiye olarak sağduyu ve soğukkanlılıkla hareket etmek, barışçıl çabaları destekleyip teşvik etmek mümeyyiz nitelikli politik ve diplomatik bir tutum tercihidir. Böylesi alacakaranlık dönemlerde duygusal tepkilere, duyumsal tepkimelere itibar ve ihtimam gösterilmemesi devlet ve millet aklının müşterek hassasiyeti olmalıdır.
Bu kapsamda etrafında dolaştığımız asıl mevzumuzun tam ağırlık merkezine geldiğimiz takdirde mahut sıcak gelişmeler karşısındaki yorum ve değerlendirmelerimizi aklıselim bir siyasi ve ahlaki çerçevede yapmamız kaçınılmazdır. Öncelikle şu hususu ifade etmeliyim ki, ABD’nin Siyonizm’in tahrik ve tertibine gelerek İran’a saldırması bölgesel ve küresel dengeleri sakatlayacak mahiyettedir. Bu saldırganlık gayrimeşrudur. Bu saldırganlık gayrihukukidir. Bu saldırganlık gayriahlakidir. Uluslararası hukuku takan ve tanıyan yoktur. Dünyada orman kanunlarının geçerli olmadığını iddia edecek bir akıl ve mantık sahibi hiç kimseden bahsedilemeyecektir.
Hani müzakereler sürüyordu? Hani görüşmeler devam ediyor; anlaşmaya ve uzlaşmaya yakın olunduğu iddia ediliyordu? 26 Şubat 2026 tarihinde Cenevre’de düzenlenen müzakereler sonrası arabulucu Umman Dışişleri Bakanı; İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu sıfırlamayı kabul ettiğini açıklamıştı. ABD ve İran eşzamanlı olarak, müzakerelerde ilerlemenin olduğuna dair mesajlar vermişlerdi. Hatta Cenevre’nin ardından süregelen görüşmelerin Viyana’da devam edeceği bile duyurulmuştu. 28 Şubat 2026 Cumartesi günü malum müzakerelerle ilgili gelişmeleri ele almak maksadıyla İran’ın dini lideri Ali Hamaney, üst düzey görevli siyasetçi ve bürokratlarla toplantı halindeyken İsrail’in saldırması ve sonuçta mezkur toplantıda bulunanların katledilmesi tam anlamıyla alçaklıktır. Casuslar İran’ın en kilit ve mahrem alanlarına kademe kademe sızmışlardır. Hain ve ajanlar içeride olunca kale kapısı kilit tutmamıştır. Siyonist eşkıyalık dürte dürte, ite ite ABD’yi İran’a saldırtmıştır. Müzakereler kisvesiyle İran’a tuzak kurulmuştur.
Hamaney’in ölümünden sonra MOSSAD ajanlarının yıkıntılar altındaki anlık görüntüleri kayda alarak Netenyahu’nun ofisine göndermesi dehşet uyandıran bir organize saldırganlığın göstergesi değildir de nedir? İran’ın üst yönetimi ile askeri ve stratejik alt yapısı hedef alınmıştır. Tahran yönetimi evvelemirde istihbarat oyunlarına ve bu çerçevede ilerletilen operasyonlara boyun eğmek zorunda kalmıştır. Buradaki amacım ABD-İsrail koalisyonunun İran’a yaptığı saldırıları detaylarıyla anlatmak değildir. Kaldı ki haber bülteni değiliz, haber ajansı değiliz, savaş muhabiri hiç değiliz. Maksadımız, komşumuz İran’ı hedef alan çok boyutlu saldırılardan çıkarmamız gereken dersler olduğunu, tehdidin ne kadar yakınlaştığını ve acımasızlaştığını görmenin beka düzeyinde aciliyet arz ettiğini izah ve ifade etmektir. İç cephenin önemi, milli birlik ve dayanışmanın değeri zannederim çok daha iyi anlaşılmış ve açıklığa kavuşmuştur.