LİYAKAT MI, SİYASİ SADAKAT MI?
Atamalarda ideal olarak liyakat (yani yeterlilik, deneyim, uzmanlık ve objektif kriterler) esas alınmalıdır. Bu, kamu kurumlarının verimliliğini artırır, adaleti sağlar ve toplumun genel güvenini pekiştirir. Öte yandan, siyasi tanıdıklar veya iktidara yakınlık gibi faktörlerin ön plana çıkması, nepotizm (akraba kayırmacılığı), kronizm (arkadaş/dost kayırmacılığı) ve patronaj (siyasi sadakat karşılığı atama) gibi sorunlara yol açabilir. Bu durum, kurumların tarafsızlığını zedeler, yetenekli bireyleri dışlar ve uzun vadede sistemik yozlaşmaya neden olur.

Son 25 yıldaki (yaklaşık 2002'den beri) AKP iktidarındaki atamaları tarafsız bir gözle değerlendirmek için, uluslararası ve yerli analizler, akademik çalışmalar ve raporlara dayalı bulguları incelemek lazım. Bu değerlendirme, mevcut kaynaklardaki eleştirileri ve savunmaları dengeli bir şekilde yansıtmayı amaçlıyor olabilir; ancak genel eğilim, siyasi sadakatin liyakatin önüne geçtiği yönündedir.
AKP döneminde üniversitelerde rektör atamaları, özellikle 2016 sonrası cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle merkezi hale getirildi. Geleneksel olarak fakülte oylaması ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) önerileriyle yapılan seçimler, doğrudan cumhurbaşkanlığı atamalarına dönüştü. Bu değişiklik, bazı savunucular tarafından "eski vesayet sistemini kırmak" için demokratikleşme adımı olarak görülse de, eleştirmenler siyasi sadakati ön plana çıkardığını belirtiyor. Örneğin, "parasailing" (siyasi bağlantılarla "yukarı çekilme") veya "parachuting" (ani iniş) kavramları, akademik yeterlilik yerine siyasi yakınlığın tercih edildiğini tanımlamak için kullanılıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde 2021'den beri 70'ten fazla böyle atama yapıldığı belirtiliyor, bu da akademik özgürlüğü ve verimliliği olumsuz etkiliyor.
Benzer şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki yönetici ve öğretmen atamalarında, öğretmenlerin algısına göre arkadaşlık, hemşerilik veya siyasi görüş uyumu liyakatin önüne geçiyor. Bu, okul yöneticisi seçimlerinden yurtdışı görevlere, malzeme dağıtımından ihalelere kadar uzanıyor. İmam-hatip okullarının genişletilmesi gibi reformlar, dini eğitimi artırmayı amaçlasa da, bürokratik kadrolarda pro-AKP personel yerleşimini teşvik ettiği eleştiriliyor.
2010 anayasa referandumuyla yargı atamalarında değişiklikler yapıldı; Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin seçimi kısmen meclis ve cumhurbaşkanına kaydırıldı. AKP savunucuları, bunu "yargı vesayetini sona erdirmek" için meritokratik ve demokratik bir adım olarak sunuyor, zira eskiden atamalar yüksek yargı organlarının tekelindeydi. Ancak eleştirmenler, bu reformların "yargıyı ele geçirme" (court-packing) amacıyla kullanıldığını ve siyasi sadakatin hakim olduğunu belirtiyor. Örneğin, 2016 darbe girişimi sonrası on binlerce hakim ve savcının tasfiyesiyle boşalan kadrolara, hükümet yanlısı vakıflar (örneğin TÜGVA) üzerinden atamalar yapıldığı iddiaları var. Avrupa Komisyonu raporları ve BTI endeksi gibi uluslararası değerlendirmeler, yargıda liyakat eksikliği, partizanlık ve cumhurbaşkanlığı denetiminin arttığını vurguluyor; bu da yargı bağımsızlığını zayıflatıyor.
Kamu bürokrasisinde, AKP'nin ilk yıllarında (2002-2010) meritokratik kriterlere vurgu yapılsa da, zamanla siyasi yakınlık ön plana çıktı. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun 2019 açıklamalarında belirttiği gibi, kamu idaresinde kronizm ve nepotizmin yayılması, yolsuzluk ve kibirin ana nedeni olarak görülüyor; akraba veya siyasi müttefiklerin hiyerarşide yer alması eleştiriliyor. Devlet memurluğu atamalarında liyakat yerine bölgesel köken veya sadakat kriterlerinin kullanıldığı belirtiliyor. Örneğin, KİT'lerde (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) yönetim kurulu atamaları, teknik yeterlilik yerine siyasi bağlılığa dayalıdır.Anayasa Mahkemesi kararı, AKP'nin üst düzey bürokrat atamalarında dini görüşleri liyakatin önüne koyduğunu tespit etmiştir.Genel olarak, bürokrasideki kadrolaşma (pro-AKP personel yerleştirme), verimliliği düşürürken clientelizmi (patronaj) artırıyor.
2016 sonrası askeri atamalar, darbe girişimi bahanesiyle büyük tasfiyelerle şekillendi; sadakat odaklı yeniden yapılandırma eleştiriliyor. Polis ve istihbarat kadrolarında da benzer şekilde hükümet yanlısı vakıflar üzerinden atamalar rapor edildi.
Genel devlet kurumlarında, meritokrasinin azaldığı ve kurumların nitelikli personel kaybı yaşadığı belirtiliyor.
Kaynaklara göre, AKP iktidarında atamalar genel olarak siyasi sadakat ve yakınlığa dayalı bir eğilim gösteriyor; bu, akademi, yargı, bürokrasi ve eğitimde kurumların bağımsızlığını ve kalitesini olumsuz etkiliyor. Reformlar (örneğin 2010 anayasa değişiklikleri) başlangıçta demokratikleşme vaadiyle savunulsa da, pratikte iktidarın konsolidasyonuna hizmet ettiği görüşü hakim. Öte yandan, bazı analizler AKP'nin Kemalist vesayeti kırarak daha kapsayıcı bir sistem kurduğunu savunuyor, ancak bu liyakat sorununu gidermiyor. Tarafsız bir gözle bakıldığında, son 25 yılda liyakatın sıklıkla ikinci plana atıldığı görülüyor; bu da Türkiye'de kamu güvenini ve ekonomik verimliliği zedeliyor. Daha fazla şeffaflık ve bağımsız denetim mekanizmaları, bu sorunu çözebilir.
Akp yetkilileri torpil yok dese de işe girerken birkaç tane akp li yakınınızı hazırda tutun.
Liyakatli ve torpilsiz günlere..
12 Ocak 2026
M.Hüseyin OĞUZ