NATO zirvesinin ana sonucu Ukrayna’ya sarsılmaz destek; 70 milyar avroluk askeri yardım tescillendi...
Nato Genel Sekreteri Mark Rutte, “Müttefikler, İttifak’ın Ukrayna’ya olan sarsılmaz ve sarsılamaz desteğini en güçlü şekilde teyit ettiler“ diyerek Moskova saldırganlığını sürdürdüğü sürece Ukrayna ordusunun asla yalnız bırakılmayacağını vurguladı.

Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) üyesi tüm müttefik ülkeler, Ukrayna’ya yönelik sarsılmaz desteklerini bir kez daha en yüksek perdeden ilan etti. NATO, Rusya’nın saldırganlığı devam ettiği müddetçe Kiev’e bu tehdide karşı koyabilmesi için gereken tüm askeri ve lojistik yardımı kesintisiz sağlamaya devam etmekte kararlılığını ilan etti.
Ankara’da düzenlenen tarihi NATO Liderler Zirvesi, 6 maddelik nihai bildirinin oy birliğiyle kabul edilmesiyle sona erdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın ittifak üyelerine (özellikle Danimarka ve İspanya’ya) yönelik sert çıkışlarına ve yarattığı gerilime rağmen, 32 üye ülkenin tam mutabakata varması ve Ukrayna’nın talep ettiği tüm kritik maddelerin metne girmesi Kiev adına büyük bir başarı olarak kayıtlara geçti.
Yılda 70 milyar avroluk dev askeri taahhüt
Genel Sekreter, zirvede karara bağlanan ve Ukrayna’nın cephedeki operasyonel gücünü garanti altına alacak devasa finansal ve askeri paketin detaylarını şu sözlerle paylaştı: “Müttefik ülkeler, Ukrayna’ya bu yıl içinde en az 70 milyar avro değerinde askeri teçhizat, doğrudan silah yardımı ve personel eğitimi sağlama taahhüdünde bulundular. Dahası, aynı miktardaki (70 milyar avro) dev destek paketi önümüzdeki yıl da eksiksiz olarak yenilenecektir.”

1. Madde: Washington Antlaşması ve 5. Madde’ye Bağlılık
“Bizler, Kuzey Atlantik İttifakı’nın devlet ve hükümet başkanları olarak, Washington Antlaşması’nın 5. Maddesi uyarınca kolektif savunma ilkelerine ve transatlantik bağlarımıza olan sarsılmaz bağlılığımızı teyit etmek üzere Ankara’da bir araya geldik. Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış sayılır. Birliğimiz, dayanışmamız ve kolektif gücümüz, özgür ve demokratik devletler ittifakımızda yaşayan bir milyar vatandaşın barış, güvenlik ve refahının temeli olmayı sürdürmektedir. 360 derecelik caydırıcılık ve savunma yaklaşımımıza bağlı kalmaya devam ediyoruz.”
Analiz: 5. Madde ve “transatlantik bağlar” vurgusu ilk bakışta diplomatik bir formalite gibi görünse de, ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemez ve eksantrik yapısı düşünüldüğünde müttefikler için hayati bir güvencedir. NATO kararları oy birliğiyle alındığı için, bu maddeyle ABD de 5. Madde yükümlülüklerine sadık kalacağını resmen taahhüt etmiş oldu.
2. Madde: Rusya Tehdidi ve Savunma Yatırımları
“Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik oluşturduğu uzun vadeli tehdide ve kalıcı terörizm tehlikesine karşı koymak amacıyla müttefikler, Lahey Zirvesi’nde kabul edilen savunma taahhütlerini yerine getirmektedir. 2025 yılında Avrupalı müttefikler ve Kanada, temel savunma ihtiyaçlarına yönelik harcamalarını 139 milyar dolardan fazla artırmıştır. Yatırımlarımız gerekli kabiliyetleri sağlarken, sanayi tabanımızı ve dayanıklılığımızı da güçlendirmektedir. Bugün Ankara’da, 50 milyar dolar tutarında yeni tedarikler yapılacağını duyuruyor, ortak üretim kapasitelerini genişletmeyi ve inovasyonu hızlandırmak için savunma sanayisiyle birlikte çalışmayı taahhüt ediyoruz. Üye ülkeler arasındaki savunma ticareti engellerini kaldırmaya ve savunma-sanayi iş birliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklık ilişkilerini kullanmaya devam edeceğiz.”
Analiz: Rusya’nın “uzun vadeli bir tehdit” olarak tanımlanması, müttefiklerin savunma harcamalarını iç siyasi dalgalanmalardan bağımsız olarak artırmaya devam edeceğinin göstergesidir. Ankara’da ilan edilen ek 50 milyar dolarlık yeni silah alım bütçesi ve sanayi ortaklığı vurgusu, Lahey kararlarının somut bir devamıdır.
3. Madde: Avrupa’nın Sorumluluğu ve Yeni Teknolojiler (NATO 3.0)
“Geleceği inşa ediyoruz: Daha güçlü ve yenilenmiş bir İttifak çerçevesinde daha güçlü bir Avrupa. NATO’nun Avrupalı üyeleri ve Kanada, ABD ile işbirliği içinde, İttifak’ın savunması için her geçen gün daha fazla sorumluluk üstlenmektedir. NATO’nun caydırıcılık ve savunması; uzay ve siber kaynaklarla desteklenen nükleer, konvansiyonel ve füze savunma araçlarının uygun bir bileşimiyle şekillenmektedir. Muharebe üstünlüğümüzü korumaya kararlıyız. Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, devreye sokma ve destekleme kabiliyetimize; özellikle uzun menzilli hassas vuruşlar, entegre hava ve füze savunması (Hava Savunma / Füze Savunma), insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat kabiliyetleri gibi tüm alanlardaki hedef kapasitelerimize yatırım yapıyoruz. Birlikte çalışabilir bir transatlantik muharebe bulut platformu geliştiriyor ve güçlü yapay zekâ modellerini entegre ediyoruz.”
Analiz: Pentagon’un uzun süredir tazyik ettiği “NATO 3.0” kavramına metinde doğrudan yer verilmekten kaçınılsa da, konseptin özü olan “Avrupa’nın savunmada daha fazla sorumluluk alması” fikri net şekilde kayda geçirildi. Ayrıca yapay zekâ, insansız sistemler ve uzun menzilli hassas füzeler gibi spesifik yatırım alanlarının ilk kez bu kadar net listelenmesi, NATO’nun bütçe odağını buraya kaydıracağını gösteriyor.
4. Madde: Ukrayna İçin Tarihi Kararlar ve 70 Milyar Avroluk Paket
“Ukrayna, transatlantik güvenliğe katkı sağlayan bir aktördür ve müttefikler, özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunan Ukrayna’ya yönelik sarsılmaz desteklerinde tek vücuttur. Avrupalı müttefikler ve Kanada, şu anda Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımının büyük çoğunluğunu ikili ve çok taraflı mekanizmalarla finanse etmektedir. Müttefikler, bu desteğin uzun vadede adil, öngörülebilir ve sürdürülebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır. 2026 yılı için müttefikler, Ukrayna’ya 70 milyar avro değerinde askeri teçhizat, yardım ve eğitim sağlamayı taahhüt etmekte ve 2027 yılında da en az buna eşdeğer bir seviyeyi koruma yönündeki egemen taahhütlerini teyit etmektedir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya ‘Ukraine Support Loan’ aracılığıyla çok yıllı finansman sağlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.”
Analiz: Ukrayna için en büyük iki zafer bu maddede gizli.
Ukrayna’nın resmen “transatlantik güvenliğin hamisi/katkı sağlayıcısı” (contributor) olarak tanınması, NATO’ya katılım için zorunlu olan üyelik kriterlerinden birinin resmiyet kazanması demektir. Washington uzun süre bu formüle dirense de sonunda onay verdi.
2026 yılı için taahhüt edilen 70 milyar avroluk dev bütçe yasal güvenceye bağlandı (şu an bu bütçede 7-8 milyar avro açık var ve müttefikler bunu kapatacak). 2027 için de “en az” aynı tutar onaylandı. En önemlisi, formülasyonun “askeri teçhizat, yardım ve eğitim” olarak sınırlandırılması; müttefiklerin Ukrayna’ya yapacakları insani veya sivil bütçe yardımlarını bu 70 milyar avroluk “silah fonuna” dahil ederek kurnazlık yapmalarının önünü tamamen kapattı.
5. Madde: Ortadoğu ve İran Dengesi
“İttifak, daha geniş güvenlik ortamını şekillendiren stratejik rekabete, yaygın istikrarsızlığa, hibrit tehditlere ve tekrarlanan krizlere yanıt vermeye ve uyum sağlamaya devam etmektedir. Müttefikler, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini bir kez daha vurgulamakta ve İran’ı Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer özgürlüğüne tam saygı göstermeye çağırmaktadır.”
Analiz: Özellikle ABD ve Washington’ın Ortadoğu stratejisi için kritik olan bu madde, ABD’nin İran politikasına mesafeli yaklaşan diğer muhalif müttefiklerin de onayıyla metne eklenmiş oldu.
6. Madde: Ev Sahibi Türkiye’ye Teşekkür ve “Arnavutluk” Krizi
“Türkiye’nin gösterdiği cömert misafirperverlik için şükranlarımızı sunarız. Bir sonraki toplantımızı sabırsızlıkla bekliyoruz.”
Analiz: Bu son madde alelade bir kapanış cümlesi değil, zirvenin en büyük diplomatik skandalı ve Arnavutluk’un ağır yenilgisidir. Geçen yılki Lahey Zirvesi’nde “2026’da Türkiye’de, ardından da Arnavutluk’ta buluşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” ifadesi yer alıyordu. Normal şartlarda bir sonraki zirvenin ev sahibinin Tiran (Arnavutluk) olması kararlaştırılmıştı. Ancak ABD tarafı, Arnavutluk’un ev sahipliğine kesin bir dille karşı çıktı ve zirve takviminden Arnavutluk ibaresini tamamen sildirerek bloke etti. Böylece sonraki zirvenin adresi yeniden belirsiz hale geldi ve Arnavutluk NATO içinde ciddi bir prestij kaybı yaşadı.