|
Tweet |
"TÜRKİYE İSRAİL'İ TANIMAYI DERHAL BIRAKMALI"
Türkiye'nin İsrail ile olan diplomatik ilişkilerinin tarihsel sürecine dikkat çeken Arıkan, hükümete somut bir adım atma çağrısında bulundu. Küba'nın 1973 yılında aldığı kararı hatırlatan Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
"Biliyorsunuz; Küba, 1973'te İsrail'i tanımayı bırakan ilk ülke olmuştu. Türkiye ise 1949'dan beri İsrail'i bir devlet olarak tanıyor. Buradan bir çağrıda bulunmak istiyoruz; Türkiye, kurulduğu günden itibaren bölgemize sadece savaş ve gözyaşı getiren, İsrail terör devletini tanımayı derhal bırakmalıdır. Siyonizmin saldırıları, İsrail yalnızlaştırılmadıkça sona ermeyecektir. Bugün Filistin'in yok edilmesine göz yumanlar, yarın çok daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır."
"ATEŞKES EMPERYALİSTLER İÇİN GÜÇ TOPLAMA MOLASIDIR"
Bölgedeki ateşkes süreçlerini ve Lübnan'daki gelişmeleri de değerlendiren Arıkan, ABD ve İsrail'in imzaladığı antlaşmaların güvenilir olmadığını savundu. Lübnan'ın yalnız bırakılmaması gerektiğini belirten Saadet Partisi Lideri, süreci şu sözlerle analiz etti:
"İsrail ve Gazze arasında bir ateşkes antlaşması yapıldı. Barış güvercinleri uçuruldu ancak bu antlaşmadan sonra ateşkes binlerce defa ihlal edildi, mazlumlar katledilmeye devam etti. ABD-İran ateşkesinde de aynı ahlak gösterildi. Hatırlatmak isterim; Siyonistler ve emperyalistler için ateşkes; güç toplamak için bir moladan ibarettir. Bu soykırımcı, Epsteinci zihniyet ile yapılan hiçbir antlaşmanın güvenirliği ve itibarı yoktur. İsrail ve ABD ile ateşkes imzalayarak değil; ateşin çıktığı yeri yok ederek mücadele edebilirsiniz. İsrail sadece güçten anlar. Lübnan asla yalnız bırakılmamalıdır. Bu işin öncülüğünü Türkiye yapmalıdır."
Reyting uğruna mahremiyet satılıyor
“Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nerede? Ekranlar bu kadar kirlenirken, adeta her ortamdan cerahat akarken bu kurum neden sessiz?”
“Türkiye’nin sorunu, yönetemeyen bir yönetim anlayışıdır”
Bugün ülkemiz, yalnızca sorunları konuşan değil, yönünü tayin eden bir siyasete ihtiyaç duyuyor. Türkiye’nin sorunu ne sadece ekonomidir ne de geçici krizlerdir. Türkiye’nin sorunu, yönetemeyen bir yönetim anlayışıdır. Bugün bu ülkede mesele; yoksulluğu anlatmak değildir. Herkes zaten yoksulluğu yaşıyor. Mesele, bu yoksulluğu üreten düzeni değiştirme cesaretini göstermektir. Ve biz o cesarete sahibiz. Türkiye kaynak fakiri bir ülke değildir. Türkiye, yanlış yönetilen bir zenginliktir. Bu ülke üretmiyor değil; üretenin önü kesiliyor. Bu ülke çalışmıyor değil; çalışanın hakkı yeniyor. Gençler bu yüzden umutsuz. Onlara sadece sabır telkin ediliyor, gelecek sunulmuyor.
“Borçla büyüyen değil, üreterek güçlenen bir ekonomi kuracağız”
Şunu unutmayalım: Gençlerine umut veremeyen hiçbir iktidarın geleceği yoktur. Ekonomi… Her yıl ‘seneye düzelecek’ denilen ekonomi, artık bir politika olmaktan çıkmış, bir oyalama taktiğine dönmüştür. Biz oyalamayacağız. Borçla büyüyen değil, üreterek güçlenen bir ekonomi kuracağız. Faiz lobilerini değil, üreticileri destekleyeceğiz. Vergiyi artırarak değil, adaleti sağlayarak büyüyeceğiz. Güçlü devlet, vatandaşına yük olan değildir, güçlü devlet vatandaşına yol açandır. Tekrar söylüyorum: Adalet yoksa ekonomi de yoktur. Hukukun olmadığı yerde yatırım olmaz. Güvenin olmadığı yerde üretim olmaz. İnsanların yarınından korktuğu bir ülkede hiçbir reform kalıcı olmaz.
“Bu aziz milletin bir 5 yılını daha çalmaya çabalayacaklar”
Bu ülkenin problemi sadece yanlış kararlar değil. Keşke öyle olsa! Yanlış yaptığınızı fark eder hatanızdan dönersiniz, mağduriyetleri de telafi edersiniz. Ama iktidar ne yapıyor? İnatlaşıyor, aynı hataları ısrarla sürdürüyor. Aynı yanlış yöntemleri uygulayarak farklı sonuçlar bekliyor. Enflasyon düşecekmiş? Ne zaman? Yapılacak ilk seçimden sonra… Hayat pahalılığı bitecekmiş! Ne zaman? Yersen en kısa zamanda… Seçimlere yakın sahte bir iyileşme sağlayacaklar. Bu aziz milletin bir 5 yılını daha çalmaya çabalayacaklar. Son iki haftada yaptığım 9 il ziyaretinde gördüğüm, iktidar bütün çabalamalarına rağmen bu sefer sandığa toslayacak. Biz bu döngüyü kırmaya geliyoruz. Nasıl mı yapacağız? Devlet yönetiminde sadakat ağını değil, liyakat düzenini sağlayarak yapacağız! Sadece ünlüleri, sporcuları, sanal bahise mahkûm edilen umutsuz gençleri değil, rüşvet ve yolsuzluk ekonomisini de mercek altına alarak yapacağız, vazife ehline verilmeden, kurumlar bağımsız olmadan, hiçbir reform kalıcı olmaz.
“Reyting uğruna mahremiyet satılıyor”
Medya, internet ve tüm dijital platformların öldüren bir eğlenceye dönüştüğünü ifade eden Arıkan, şunları söyledi:
Reyting uğruna mahremiyet satılıyor. Ahlak, ekran başında adım adım çözülüyor. Şiddet sıradanlaştırılıyor. Aldatma normal gösteriliyor. Evlilik dışı ilişkiler cazip hale getiriliyor. Hayasızlık hikâye diye paketleniyor. Bu dizilere göre; para ve güç her şey, bunları elde etmek için her yol mübah. Değerli kardeşlerim, bu bir telkin değil, bu sistematik bir empoze. Bu dili, bu ürkütücü dili diziler kuruyor. Bu dile göre; adaletini kendin sağlayacaksın, intikamı kutsal göreceksin, adaleti değil, hesaplaşmayı esas alacaksın, tabii, mahkemelerde adalet dağıtamazsanız ekranların dağıttığı adalete mahkûm olursunuz.